Haber

Türkiye Suriye savaşı çıkar mı? İşte tüm yönleriyle 11 maddede savaş senaryoları

turkiye-suriye-savasi-cikar-mi-savas-senaryolari

Türkiye Suriye savaşı çıkar mı? Bugünlerde en çok merak ettiğimiz konulardan biri de bu oldu. Türkiye’nin anlık tepkileri savaş senaryolarını gündeme getirdi. Hatta dış basında buna 3. dünya savaşı teorileri de eşlik etti. İşte tüm yönleriyle Suriye politikamızın son durumu:

Etiketler: türkiye suriye savaş açtı, türkiye suriye savaş oyunu, türkiye suriye savaş son dakika, türkiye suriye savaş senaryoları, türkiye suriye savaş gücü, türkiye suriye savaş 2016, 3.dünya savaşı teorileri, 3. dünya savaşı senaryoları, türkiye suriye son durum, türkiye suriye savaşı çıkar mı

Türkiye’nin Suriye’de savaşa girme ihtimali daha yüksek sesle dillendirilmeye başladı. Savaşın felâketler getireceğinden kuşku yok. Başarı şansı zayıf. Yine de Türkiye, girdaba kapılmış gibi harbe sürükleniyor.

turkiye-suriye-savasi-cikar-mi-savas-senaryolari

Aksiyon Dergisi’nden İbrahim Türkmen’in dosyasında aklımızdaki birçok soru cevabını buluyor…

7 Şubat günü saat 18.31’de, Ankara’nın ortasında, devletin kalbinde patlayan bomba, servislerle evlerine dönen 20 asker ve 8 sivili katletti. Devlet faili çok kısa sürede tespit etti. Başbakan Ahmet Davutoğlu, ertesi gün Genelkurmay Karargâhı’ndaki basın toplantısında şunları söylüyordu: “Kesin bir şekilde, bu saldırıyı Türkiye içindeki bölücü terör örgütü mensupları ile Suriye’den sızan YPG mensubu bir kişinin birlikte gerçekleştirdiği ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu intihar saldırısını gerçekleştiren, 1992 Amude doğumlu Salih Neccar adlı kişidir. Dolayısıyla saldırının doğrudan YPG irtibatı ortaya konmuştur.”

Türkiye Suriye savaşı çıkar mı? 

Terör örgütü PKK ile bağlantılı PYD’nin silahlı kolu YPG’nin Kuzey Suriye’deki ilerlemesini hayati önemde bir tehdit telakki eden Türkiye’nin, bir süredir Suriye’ye askerî harekât planladığı biliniyordu. İlerlemesi Türkiye tarafından defalarca kırmızı çizgi olarak deklare edilmiş olmasına rağmen, Amerika ve Rusya tarafından IŞİD’e karşı kara kuvveti olarak açıkça desteklenen YPG, Suriye Demokratik Güçleri (SDC) şemsiyesi altında “kırmızı çizgiyi” aşmakta bir beis görmemişti. YPG’ye haddini bildirmek isteyen Türkiye, Suriye’nin kuzeyine bir sınır ötesi harekât için haklı bir savaş sebebi, bir “casus belli” arıyordu. Saldırı ona bu gerekçeyi sağladı.

Süreç nasıl başladı?

PYD lideri Salih Müslim, Davutoğlu’nun açıklamalarından dakikalar sonra Salih Neccar’ın kendileriyle hiçbir ilgisi olmadığını, terör saldırısını gerçekleştirmediklerini ve tasvip de etmediklerini duyuracaktı. Bu açıklaması devlet ekabirince ciddiye alınmadı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan düzenlediği basın toplantısında, PKK ve PYD’nin sorumluluğu, “her ne kadar başındakiler bu işin kendileriyle alakalı olmadığını söylüyorlarsa da,” İçişleri Bakanlığı ve tüm istihbarat örgütlerinin elde ettiği bilgi ve belgelerle kanıtlanmıştı. “Zincir artık sökülmeye başlanmıştır.”

Müttefikler nerede?

Devletin zirvesinden gelen mesajların ortak noktalarından biri, müttefiklere sitemdi. Özellikle, YPG’nin terör örgütü olmadığını savunan ABD’ye yöneliyordu serzenişler. Davutoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullanıyordu: “YPG’ye destek veren müttefik ülkelere de sesleniyorum. Bugün o destek verdiğiniz YPG Ankara’da, bizim kalbimizde, bizim canlarımızı aldı. Bu terör saldırısı devam ederse, etmese dahi cevap verecek ama, devam ederse, YPG kadar onlar da bu sorumluluğu paylaşmış olurlar.” Başbakan, ABD’ye 12 Eylül sonrası Afganistan’da destek verdikleri gibi, şimdi de ABD’nin Türkiye’ye aynı desteği sağlaması gerektiğini de söyledi. Devlet ricalinin peşpeşe açıklamalarının bir diğer ortak noktası da, devletin en hassas kurumlarının hemen yanında böylesine büyük bir saldırının tespit edilememesindeki istihbarat zaafı garabetine değinmemeleriydi.

Amerika kimin yanında?

Devlet, failin YPG olduğunda ısrar etse de, buna ikna olmayanlar var. En başta Amerika. Ankara’nın net ifadelerine ve “gerekli bilgileri paylaştık” sözlerine rağmen, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışman Yardımcısı Ben Rhodes, saldırıyı kimlerin gerçekleştirdiğini henüz tespit edemediklerini duyurdu.

‘Neccar ailesi Suriye’de Beşşar Esed’in başında bulunduğu Baas rejiminin askerî istihbaratıyla irtibatlı!’

IHS Ülke Riski analisti Ege Seçkin, PYD’nin bu işi yapmış olması ihtimalini zayıf buluyor. Çünkü bu durum, Kuzey Suriye’de ele geçirdiği toprakları yönetme kabiliyetine zarar vereceği kadar, ABD’den aldığı desteği tehlikeye atabilir. “Türkiye’nin saldırıyı YPG’ye atfetmesi, Amerika’nın PYD’ye sağladığı destek üzerinde bir baskı oluşturmak niyetini yansıtıyor,” görüşünde Seçkin. Woodrow Wilson International Center’den Türkiye uzmanı Henri Barkey’e göreyse, Ankara saldırısının “en olası faili” IŞİD. Washington Post gazetesine konuşan Barkey, IŞİD’in, “Kürtlerle Türk hükümeti arasındaki gerginliği körüklemek” isteyeceğini ileri sürerek, YPG karşıtı bir sınır ötesi operasyonu hâlinde, bundan en çok IŞİD’in yararlanacağını savunanlarla aynı noktada birleşiyor. Hürriyet Daily News Genel Yayın Yönetmeni Murat Yetkin ise bambaşka bir adresi gösteriyor. İsmini vermek istemeyen yetkililere dayandırdığı bir istihbarata göre, Neccar ailesi Suriye’de Beşşar Esed’in başında bulunduğu Baas rejiminin askerî istihbaratıyla irtibatlıydı.

6 yılda Suriye politikamızda ne değişti?

Suriye iç savaşının başladığı 2011 Mart ayından bu yana geçen 6 yıla yakın sürede, güney komşumuz, asrın en hazin trajedilerinden birine sahne oldu. Olmaya da devam ediyor. Ölü sayısını artık takip eden kalmadı ama 400 binin üzerindeki tahminler bile şu an iyimser görülüyor. Bu ay BM’nin açıkladığı rakamlara göre, 5 milyona yakın Suriyeli, kayıtlı mülteciler olarak Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına dağıldı. 6,6 milyonu ülke içinde sığınmacı hayatı yaşıyor. 13,5 milyon Suriyeli insani yardıma muhtaç hâlde, sefil koşullarda hayat mücadelesi veriyor. Ülke paramparça olmuş. En gelişmiş beldeleri birer yangın yeri. Mamureler harabeye dönmüş. IŞİD gibi azılı bir eşkıyalar örgütü ülkenin azımsanmayacak bölgesinde hükümdar. IŞİD’i bahane gösteren büyük güçler, sivillerin yaşadığı bölgelerin üzerinde bile yağmur gibi bombalar yağdırıyor. Kürtler, ülkenin kuzeyinde bir şerit gibi uzanan özerk bir devletin temellerini atıyor. Muhalifler, kaybedecekleri gözüken bir savaşta, ecellerini bekliyor.

Türkiye model ülke iken nasıl oldu?

AK Parti hükümetinin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011’deki pozisyonu, Arap Baharı’yla birlikte yükselen siyasal İslam dalgasının, Mısır ve Tunus’tan sonra Suriye’de de başarıya ulaşmasını temin etmek, böylece Ortadoğu’daki nüfuzunu artırarak bölgesel güç olma hedefini gerçekleştirmekti. Model ülke olarak, eski Osmanlı hinterlandında yeniden bir lider rolü üstlenmek istiyordu. İşler planladığı gibi gitmedi. Müslüman Kardeşler Mısır’da hal’edildi. Tunus, siyasi İslam yerine daha demokratik ve uzlaşmacı bir idareye evrildi. Libya kaosun pençesinde. Suriye’de, İran ve Rusya’nın sürekli desteği sayesinde Esed rejimi ayakta kalmayı başardı ve Rusya’nın geçen yılın eylül ayında oyuna doğrudan dâhil olmasıyla, Türkiye’nin desteklediği muhalifler büyük bir hezimetle karşı karşıya kaldı.

Suriye uçağı düşürüldü: Peki maliyeti ne?

Türkiye’nin 24 Ekim’de angajman kuralları bahanesiyle Rusya’ya ait bir uçağı düşürmesi, Suriye’deki stratejik vaziyetini tahrip etti. Rusya Türkiye’yi düşman ilan etti ve PKK’nın Suriye’deki irtibatlı silahlı kanadı YPG’ye verdiği desteği artırdı. Şu an Türkiye’nin, Afrin ve Kobani kantonlarının birleştirilmesini reddeden kırmızı çizgisinin üzerine çentikler atmakla meşgul. Bir yandan da, Türkiye’nin açıktan desteklediği muhalifleri, ılımlı veya radikal ayrımı gözetmeksizin ezmeye ve bu grupların kontrolü altındaki bölgeleri tekrar Esed rejiminin zaptına geçirmeye çabalıyor. Oldukça da başarılı.

Kırmızı çizgilerimiz bir bir çiğneniyor

Muhaliflerin kontrolündeki İdlib ve Halep düştü düşecek. Bu durum, baştan beri bütün stratejisini Esed’in devrilmesine bağlayan Türkiye için kâbus. Suriye’yle bütün sınırını, PKK’yla irtibatlı bir örgütle paylaşmak durumunda. Türkiye için en kötü senaryo gerçekleşiyor şu an. Kırmızı çizgileri göstere göstere çiğnenirken, çaresizce seyretmek dışında ne yapabileceğini bilmiyor.

İnanılırlığı sorgulanıyor. Hafta içinde, Ukrayna’daki resmî temasları esnasında konuşan Davutoğlu, Azez’in YPG kuvvetlerinin kontrolüne geçmesine izin verilmeyeceğini duyurduktan sadece saatler sonra, YPG’nin Azez’in hemen altındaki Tel Rifat’ı ele geçirdiği ve doğuya doğru ilerlediği öğrenilecekti. IŞİD kontrolündeki bölgenin hemen sınırındaki Mare’nin kapılarına dayandı bile. Bir de duyuru geçti Mare’de mevzilenmiş muhalif unsurlara. Şehri derhâl boşaltmamaları hâlinde, Rus hava saldırılarında ağır zayiat verebileceklerine dair uyarı içeriyordu bu bildiri.

Ruslar kimin yanında?

Türkiye şu ana dek, 40 kilometreye kadar mesafedeki hedeflere nokta atışı bombalar gönderebilen obüs toplarıyla YPG’yi durdurmaya çabalıyordu. F-16 uçakları da, sınırı geçmeden YPG’nin bulunduğu bütün mevzileri vurabilecek kabiliyette teçhizata sahip. Suriye ve Rusya, Kilis’ten yaptığımız top atışlarını derhâl BM’ye taşıdı ve BM Güvenlik Konseyi’nden oy birliğiyle Türkiye’nin saldırıları durdurması gerektiğini bildiren bir karar çıkartabildi. Türkiye’nin, ayrıca, 2000 kadar silahlı muhalifi YPG’ye karşı savaşması için sınırdan geçirdiğine dair haberler yansıdı medyaya. Bu tedbirler yeterli olur mu?

YPG’nin Ruslardan yakın hava desteği aldığı bilinen bir durum. Ama Türkiye’nin sinir uçlarına dokunan bu son taarruzda, Rus uçaklarının aleni ve acımasızca sert desteği, daha sıkıntılı bir durumu işaretliyor Türkiye açısından.

EDAM’dan Yrd. Doç. Dr. Can Kasapoğlu, yakın hava desteğinin kara unsurları ile hava destek platformları arasında koordinasyon gerektirdiğine dikkat çekiyor Al Jazeera için kaleme aldığı analizinde. “Bu yüzden, YPG’nin Rusya’dan yakın hava desteği alma hususundaki başarısı, akla YPG savaşçıları arasında Rus ileri hava kontrolörlerinin olduğunu getiriyor.” diye ekliyor.

Türkiye neden güvenli bölge istiyor?

YPG’yi engellemek ve muhtemel göç dalgalarına karşı bir ara bölge oluşturabilmek amacıyla, Türkiye, Azez’i de içine alacak şekilde sınırdan 10 kilometre içeriye kadar uzanan bir güvenli bölge oluşturulmasında ısrar ediyor ama bunun tek başına, uluslararası muvafakat olmadan yapılabilmesine imkân yok. Son bir iki haftadır Almanya bu öneriyi destekler görünse de, şu ana dek Amerika dâhil, Türkiye’nin müttefikleri bu talebe sıcak yaklaşmadılar. Çünkü, uçuşa yasak bir güvenli bölge, Esed ve Rusya’yla bir çatışma riski taşıyor. Güvenli bölge olmazsa, Halep’ten Türkiye’ye yeni göç dalgaları gelecek demektir. En iyi ihtimalle 300 bin Suriyeli sığınmacı daha Rus uçaklarının ve Esed’e sadık kuvvetlerin saldırıları karşısında hayatlarını kurtarma telaşıyla Türkiye’ye yollanacaklar. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, bu sayının 600 bini bulabileceğini öngörüyor.

Çember daralıyor

Öte yandan, Esed ordusu ve Rusya, muhaliflerin kontrolündeki Halep’i ele geçirmek üzere ve Türkiye ve ABD başta olmak üzere, uluslararası camianın bu konuda yapabileceği pek bir şey yok. Cenevre görüşmelerinin iyi gitmesi ve hatta ateşkes ilanı hâlinde bile kuşatmayı kaldırmayacaklarını belli etti Esed ve Rusya. Bölgeden gelen bilgilere göre, Rus uçakları, üzerinde “Etrafınızdaki çember daralıyor, teslim olun” yazılı kâğıtlar atıyor.

Rusya etnik temizlik mi planlıyor?

Sivil halkı zor günler bekliyor demektir bu da. Zaten fakr u zaruret içinde hayatta kalma mücadelesi veriyorlardı. Şimdi kıtlık da kapıda. Rusya uluslararası hukukun kurallarına göre insani yardıma erişime izin vermek zorunda olsa da, bunu yapmayabilir. Son saldırılarında hastane ve okul gibi yapıları bile taammüden hedef alması ve sivilleri kentten göçe mecbur bırakması, Rusya’nın planları hakkında ipuçları içeriyor. Bir nevi etnik temizlik… Belki gözlerden uzak olduğu için, çığlıkları kulaklarımıza erişmediği için farkında değiliz, ama asrın en büyük trajedilerinden birine sahne oluyor Halep bugünlerde.

Savaş kazandırır mı?

‘Türkiye Suriye savaşı çıkar mı?’ sorusunu sormadan önce cevaplamamız gereken bir konu da şu:

Bu şartlar altında, bir ittifakla veya tek başına YPG/PYD’ye karşı girişilecek bir savaşın başarı şansı zayıf. Cizre gibi kendi topraklarımızda, kısıtlı bir bölgedeki kalkışmayı bastırmak bile, olağanüstü tedbirlerle ve kayıplarla, üstelik iki ay gibi bir sürede mümkün oldu. Yüzlerce kilometrelik bir alanda, gerilla yöntemleriyle savaşan tecrübeli kuvvetlere karşı, hava desteği olmaksızın girilecek bir asimetrik savaşta başarı şansı çok yüksek değil. Dahası, bu kuvvetler Rusya’nın ve Amerika’nın desteğini almaya devam edecekler. İlaveten, PKK da Suriye’deki çatışmayı ülke içine taşıyacak ve terör saldırılarıyla ülkeyi yıldırmaya çalışacaktır. IŞİD’in ve Hizbullah’ın saldırıları da eklenirse, Türkiye Pakistan’a dönüşebilir ve asker tabutlarıyla birlikte, kamuoyu hikmet-i hükümeti sorgulamaya başlayabilir.

Müttefiklerden destek gelir mi?

‘Türkiye Suriye savaşı çıkar mı?’ sorusunda başka bir önemli nokta daha var.

Başkanlık seçimlerine kilitlenen Amerika ne olursa olsun, YPG/PYD’ye karşı bir operasyona rıza göstermeyecektir. Türkiye’nin bütün “tarafını seç” ısrarlarına rağmen, Washington PYD’yi bir terör örgütü olarak görmediğini ve bu örgütle IŞİD karşıtı mücadeledeki işbirliğini sürdüreceğini açıkladı. Amerika, gönüllü ve eğitimli bir kara ordusu diye gördüğü PYD’yi terörist diye niteleyip dışlamanın hiçbir stratejik anlamı bulunmadığını görüyor. Böyle bir tutumun, Suriye Kürtlerini engelleyemeyeceği gibi, onları tamamen Rusya ve Esed’in himayesine terk edeceğinin de farkında. Ankara’daki terör saldırısının YPG’nin işi olduğuna ikna edebilirse, Türkiye bir kara operasyonu için Amerika’dan destek alabilir mi? Destek bir yana, bir vize bile alamayabilir. Daha önce, el Guta’daki kimyasal silah saldırısından sonra dahi, evvelce verdiği söze rağmen bulaşmak istemeyen ABD, Ankara saldırısının, Rusya’yla NATO’yu karşı karşıya getirebilecek bir maceraya yeşil ışık yakmaya yetmeyeceğini düşünecektir.

Suriye’de son durum ne?

Suriye, bir defa düşenin bir daha çıkamadığı bir bataklık… Akıntısına kapılanı hızla içine çeken kanlı bir anafor… Hadisteki ifadesiyle “melhame-i kübra…” Türkiye’yi de içine çekiyor bu girdap. Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhat Erkmen’e göre Türkiye’nin savaşa dâhil olması ihtimali, dışında kalmasından daha yüksek. “Karar vericiler” her an bir taarruza girişebilir ve eğer girecekse, bunu geciktirmesinin riskleri her geçen gün daha da yükselmektedir. Bununla birlikte, Erkmen operasyonun başarısızlık ihtimalinin düşük olmayacağının da dikkate alınması gerektiğini savunuyor. Erkmen, Türkiye’nin kalıcı bir hâkimiyet kurmaktan ziyade, diplomatik çerçevede pazarlık gücünü artıracak “fiilî bir durum” oluşturmak isteyeceği görüşünde.

Türkiye’nin bir savaşa girmesi ne kadar makul?

Türkiye Suriye savaşı çıkar mı?

Erkmen, kolektif akıl ve rasyonalite, Türkiye’nin bir savaşa girmesinin hiç de makul ve makbul olmadığını söylüyor. Türkiye, kara birliklerini PYD ilerlemesini kesmek için Suriye sınırlarından içeriye geçirse bile, hava desteği sağlayamayacağından dolayı operasyon zayıf kalacak. Bu harekâtın içeride doğuracağı riskler ve Suriye bataklığına doğrudan bulaşmış olmanın getireceği tehlikeler de cabası.

Ege Seçkin ise, Türkiye’nin, en azından hava desteğini garantiye almadan tek taraflı bir kara harekâtına girişmesinin zor olduğunu savunuyor.

Peki, savaşa girme kararı siyasi iradenin mi, yoksa askerin mi olacaktır. Erkmen, siyasi iradenin asıl karar alıcı konumunda bulunduğunu, güvenlik güçlerinin bir muhalefet gösterecek durumda olmadığını söylüyor. Kaldı ki, PYD/YPG’nin önderliğinde kurulacak PKK’ya sadık bir devletin varlığı, TSK’nın da paylaştığı bir kaygı.

Rusya, Türkiye’nin savaşa girmesi ihtimalini nasıl değerlendiriyor?

Analistlere göre, uçağının düşürülmesi sonrasında Türkiye’ye cephe alan Rusya, intikam için aradığı fırsatı bulmuş olacak. Türkiye’nin sınır ötesindeki unsurlarını vurmaktan çekinmeyecektir Rus kuvvetleri. Bunun bölgesel bir savaşa yol açabileceği riskini de göze almış durumdalar. Yine de doğrudan Türkiye topraklarına yönelik bir saldırının NATO ile savaşa girmek anlamına geleceğini düşünerek, saldırılarını Suriye topraklarında sınırlı tutacaklardır.

Bundan sonra ne olacak?

Savaş, ölüm ve yokluk vadeder. Kıtlıklarla kol koladır. Oyun değildir ama genelde bir strateji oyunu, bir satranç gibi değerlendirilir. Yiten, yitirilen tahtadaki taşlar değil, gerçek canlardır. Ülkesini savaşa götürenlerin en büyük ve sorgulanmaz bahanesi, milletin âli menfaatleridir. Türkiye de, yüksek çıkarlar ve kırmızı çizgiler saikiyle, Suriye mezbahasına doğru yuvarlanıyor görüntüsünde. Bir yandan da, bu kadar içine girmişken, sınırının ötesinde “hayati” dönüşümler yaşanırken ve varlık tehdidi hâline gelecek bir Kürt devleti teşekkül ederken, Türkiye’nin, stratejik açıdan tam bir hezimete uğramasına rağmen, “artık benden bu kadar” deyip kenara çekilme ihtimali de gözükmüyor.

Kaynak: Aksiyon, İbrahim Türkmen, http://www.aksiyon.com.tr/ust-manset/suriye-girdabinda-savas-oyunu_553923

Etiketler: türkiye suriye savaş açtı, türkiye suriye savaş oyunu, türkiye suriye savaş son dakika, türkiye suriye savaş senaryoları, türkiye suriye savaş gücü, türkiye suriye savaş 2016, 3.dünya savaşı teorileri, 3. dünya savaşı senaryoları, türkiye suriye son durum, türkiye suriye savaşı çıkar mı

Peki siz ne düşünüyorsunuz? Sizce Türkiye Suriye savaşı çıkar mı, çıkarsa sonuçları ne olur?

Yazar hakkında

mm

Agah Alptekin

Dijital Gazeteci - Blogger

Yorum yaz