Haber

Türkiye depreme hazır mı? 11 maddede depreme hazırlıklı mıyız?

Türkiye depreme hazır mı? 11 maddede depreme hazırlıklı mıyız? 17 Ağustos 1999 depreminden sonra neler değişti. Önlemler alınabildi mi? Yeni bir depremde neler bekliyor bizi?…

Asrın felaketi diye hafızalara kazınan Gölcük merkezli 17 Ağustos 1999 depreminden sonra çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Aradan 16 sene geçti ama gönül rahatlığıyla yeni bir Depreme ‘hazırız’ diyemiyoruz.

Depreme hazırlıklı mıyız?

Büyük Marmara Depremi’nin 10’uncu yılında (2009 – Sayı 767) ‘Deprem Uykusu’ başlıklı kapak dosyamızda “17 Ağustos’un ardından geçen 10 yılda ne yaptık?” diye sormuştuk. Afete hazırlık kapsamında o tarihe dek ortaya konanları irdelemiş ve nelerin gerektiğini sıralamıştık. Türkiye, 23 Ekim 2011’de Van’daki 7,2’lik sarsıntıyla irkildi. Hemen ardından 9 Kasım’daki Van-Edremit depremiyle acılar tazelendi. Bu iki zelzelede 644 kişi ölmüştü.

Acıdır ki; afetlerden sonra siyasilerin attığı nutuklar, bilim adamlarının uyarıları ve basının bunları duyurmaktaki gayreti maalesef kayda değer bir hazırlığa dönüşmüyor. Üstelik son yüzyılda büyüklüğü 6 ve üzerindeki 150’den fazla depreme hazırlıksız yakalandığımız hâlde. Ülkemize ait deprem haritasına göre topraklarımızın yüzde 96’sı şu ya da bu oranda risk altında. Nüfusun yüzde 98’i deprem kuşağında ikamet ediyor. Bu bölgelerin yüzde 66’sı 1’inci ve 2’nci derecede riskli; yani aktif fay hatları üzerinde. Bunlardan da birkaç belediyenin trajikomik bir şekilde kâğıt üzerinde fay hatlarını değiştirmesiyle  kurtulmak imkânsız!

20 binden fazla canın yitirildiği 17 Ağustos 1999’daki Kocaeli depreminden 8 sene önce -4 Mayıs 1991’de- İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi “İstanbul ve Deprem Sempozyumu” düzenlemişti. Sadece buna ilişkin bildiriler bile hayata geçirilse afete hazırlıksız yakalanılmayacaktı.

Türkiye depreme hazır mı?

Yıkım ve can kaybına yol açan depremler hep olagelmekte aslında. 1992 Erzincan, 1995 Dinar, 1996 Çorum-Amasya, 1998 Adana… En korkuncu 7,4’le Kocaeli’ndekiydi. 12 Kasım’da Düzce’de yaşananlar yürekleri dağlamıştı. Yas tuttuk, karalar bağladık; dönemin hükümeti birkaç senede 40 bine yakın yeni konut inşa etti. Ancak bu gayret keşke afetten evvel gösterilseydi! 2000’de Çankırı Orta, Afyon Süphandağı, 2003’te Bingöl, 2004’te Erzurum Çat, Ağrı Doğubeyazıt, 2005’te Hakkâri’de ölen, yaralanan ve sakat kalan binlerce insanımızı kim hatırlıyor acaba? 23 Ekim 2011’de Van’ı yerle bir eden 7,3’lük deprem ve artçılarıyla 644 canımızı kaybettik, 1966 vatandaşımız yaralandı. Devlet, Van’ı âdeta yeniden inşa etmek zorunda kaldı. Çoğuna bir yıl boyunca geçici barınma sağlananlara 17 bin 489 konut teslim edildi.

1458163623-2036-11

1999’dan beri neler yapıldı?

Kısaca hatırlattığımız bu deprem silsilesinden sonra yapılanlara ve eksik kalanlara bir göz atalım:

Türkiye’yi deprem uykusundan kati suretle uyandıran 1999 depremlerini takiben özellikle İstanbul merkezli ‘afet öncesi ve sonrası tedbir amaçlı birtakım çalışmalara’ girişildi.  Afet öncesi kapsamında kamu binaları, okul, hastane, yurt vs. uluslararası kuruluşlardan ve bütçeden sağlanan imkânlarla sağlamlaştırıldı ya da yıkılıp yenilendi. Köprü ve viyadükler elden geçirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı merkezi Kâğıthane’de Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) kuruldu. Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve İBB’nin ortaklaşa önerileri doğrultusunda kentsel dönüşüm uygulamalarında öncelikler belirlendi. Zeytinburnu, Fatih, Küçükçekmece, Bayrampaşa, Güngören ve Bahçelievler’deki binalarda depreme yönelik veri toplandı. Binaların beton kalitesi ideal değerin yarısı bile değildi!

1458163623-2368-11Şehirdeki 1 milyonu aşkın binanın yüzde 80’i kaçaktı. İBB ve JICA’nın çalışmasıyla Zeytinburnu’nda 5, Fatih’te 6 ve Küçükçekmece’de 10 bölgede kentsel dönüşüm amaçlı projeler geliştirildi. Günlük kapasitesi 2 milyon adet olan Kartal, Edirnekapı, Gaziosmanpaşa ekmek fabrikaları depreme karşı güçlendirildi. Enerji kesintilerine karşı tedbir alındı. Olası bir afet anında dağıtılmak üzere kalorisi ve besin değeri yüksek 5 milyon adet ekmeğin depolanması ve dağıtımı planlandı. 105 gemilik filosu, 85 iskelesi, 820 personeli bulunan Şehir Hatları ve İstanbul Deniz Otobüsleri bünyesindeki gemilere acil durumlarda kullanılmak üzere ilkyardım ve sağlık malzemeleri  yerleştirildi. Halkalı’da 38 bin metrekare alana günde 200 bin kişilik yemek kapasitesine sahip İBB Lojistik Destek Merkezi kuruldu. Bir Destek Merkezi de Kâğıthane’de açıldı. Burada mutfaklar, depolar ve çeşitli atölyeler bulunuyor. 2005’ten itibaren, bina girişlerine otomatik gaz kesme cihazı koyma zorunluluğu getirildi. Fakat bina girişlerindeki otomatik vanalardan bir kısmı zamanla arızalandı. Denetimler eksik.

DEPREMDE ACİL DURUM HAZIRLIK PROJESİ VAR MI?

Depreme karşı en kapsamlı projelerden biri İstanbul Valiliği’nin koordine ettiği “İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP). Bu projenin finansmanı için uluslararası finans kuruluşlarından toplamda 1 milyar 213 milyon Euro kredi sağlandı. 2006’da başlatılan projenin yeni gelen kaynaklarla birlikte 2018 yılında tamamlanması bekleniyor. Proje çerçevesinde 2473 kamu binasının güçlendirilmesi veya yeniden yapımı planlandı. Proje 3 ana bileşenden oluşuyor. Bunlar; “Acil Durum Hazırlık Kapasitesinin Artırılması, Öncelikli Kamu Binaları için Sismik Riskin Azaltılması, İmar ve Yapı Mevzuatının Uygulanması”.

1458163623-9405-11

Proje çerçevesinde bugüne kadar 1175 öncelikli kamu binası güçlendirildi ya da yıkılarak yenilendi. Güvenli Yaşam Eğitimleri kapsamında 825 bin kişiye eğitim verilirken, materyal dağıtımı ve genel bilgilendirmelerle de 6,5 milyon kişiye ulaşıldı. Avrupa yakasında Hasdal, Anadolu yakasında Akfırat’ta iki ayrı afet koordinasyon merkezi oluşturuldu.

İstanbul’daki 2000 civarındaki okuldan 750’si güçlendirildi veya yeniden yapıldı. Boğaz köprüleri, bağlantı viyadükleri ve ana arterler üzerindeki çok sayıda üst geçit sağlamlaştırıldı. Okmeydanı, Göztepe, Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ve Ümraniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi yıkılıp yeniden yapılarak depreme karşı dayanıklı hâle getiriliyor. Ayrıca Samatya, Beykoz başta olmak üzere güçlendirme yapılan hastane binaları da var.

Okullarda riskin önemli ölçüde azaltıldığı söylense de hastanelerde durum aynı değil. İstanbul’da kamunun elinde üniversiteye bağlılar da dâhil 64 hastane bulunuyor. Deprem için elden geçirilenler ise bunlardan sadece 10’u. Daha mahalli ölçekteki sağlık tesislerinde de 60’a yakın güçlendirme ve yeniden yapım söz konusu oldu.

Tarihî mirasın korunması için de 26 yapı kompleksi incelendi. Projeye dâhil edilen eserler arasında Topkapı ve Yıldız Sarayları, Ayasofya, Aya İrini, Anadolu ve Rumeli Hisarları, Süleymaniye ve Beyazıt Devlet Kütüphaneleri, İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi eserler bulunuyor. Bir kısmında güçlendirme yapıldı veya devam ediyor.

Uzmanlar, muhtemel İstanbul depreminin, söz konusu fayın 1999’da depremin yaşandığı Gölcük’ten Adalar’a kadar kırılması hâlinde 7,2; Gölcük’ten Saros Körfezine uzanması durumundaysa 7,8 büyüklüğünde olacağını tahmin ediyor. TÜBİTAK MAM’ın sismik araştırma gemileriyle gerçekleşen bilimsel faaliyet de buna işaret ediyor.

1999 yılından beri adını sıkça duyduğumuz deprem uzmanı Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu,  muhtemel depremin İstanbul’a 10-15 kilometre mesafede olacağına, Kocaeli’ndekine nazaran çok daha fazla yıkıma sebebiyet vereceğine dikkati çekiyor.

Gündoğdu’ya göre, depremin saat ve mevsimi, oluşacak hasar ve kayıplarda belirleyici. Kış mevsiminde yangınlar artıyor. Boğaz köprüleri yoğunken olacak depremin nelere yol açacağını kestirmek zor. Kocaeli depreminde fay yavaş kırılmıştı. İstanbul fayındaki hızlı olacak. Dolayısıyla yıkıcılığı artacak. Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu, muhtemel İstanbul depremini, 1766’dakinin oluştuğu fayda beklediklerini ve 7,3 ile 7,6 arasında büyüklük öngördüklerini dile getiriyor.

81 ilde Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nı (AFAD) genel manada olumlu bulan Gündoğdu, afetlerde devlete bağlı ekiplerin koordinasyonunda müdahale edilmesinin moral verdiğini ifade ediyor. Başbakanlık bünyesindeki AFAD, 5902 sayılı yasayla 2009’da kuruldu. Böylece afetle ilgili sorumluluk tek bir çatı altında toplandı. AFAD, illerde doğrudan valiye bağlı İl Afet ve Acil Durum Müdürlükleri ve 11 ildeki Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlükleri vasıtasıyla çalışmalarını yürütüyor.

Prof. Dr. Oğuz Gündoğdu da altını çiziyor ki, olası bir depremden sonraki ilk saatler hayli kritik. Arama-kurtarma ve ilk yardım hizmetinin bu saatlerde afetzedenin en yakınındakilerce verilebileceği ortada. Mahalle afet gönüllülüğü bu noktada ön plana çıkıyor. İSMEP Projesi dâhilindeki etkinliklere bizzat katılan Gündoğdu, yüzbinlerce kişiye sunulan eğitimlerin kâğıt üzerinde kalmasından endişe ediyor ve afet anında fayda doğuracak yapılanmanın sağlanamadığını düşünüyor. Eğitimcilere verilen ücretler sıkça anlaşmazlıklara sebep olmuş. Mayıs 2014 verileriyle, Mahalle Afet Gönüllülüğü uygulaması dâhilinde ekip oluşturulmuş toplam mahalle sayısı İstanbul, Kocaeli, Bursa, Yalova ve İzmir’de 109… 65’i 936 mahalleli İstanbul’da.

DEPREMDE 30 BİN KİŞİ ÖLEBİLİR

İBB ve JICA’nın 2002’de “Afet Önleme Azaltma Temel Planı ve 2009 güncellemesinde bir deprem sonrasında kayıpların oldukça  büyük ve yaygın olacağı öngörülüyor. Bu sebeple afetzedeler kendi başının çaresine bakacak. Özellikle şehrin ana arterlerden uzak mahallerine günlerce ulaşılamayacak.

İstanbul’da küçük bir kazada veya tatil, bayram öncesi gibi günlerde trafiğin saatlerce tıkandığı herkesin malumu. Tedavisi gereken yüz binlerce yaralıya da mevcut hastanelerin yeterli olması imkânsız. Birçok yaralının şehir dışına nakli gerekecek. Her bir ölü için 5 metrekarelik mezar yeri gerektiği düşünüldüğünde 600 ile 750 bin metrekare mezarlık lazım olacak.

Yaklaşık 2,5 milyon kişi için acil ve geçici barınma yerlerine ihtiyaç doğacak. İstanbul’da acil toplanma yerlerinin büyük çoğunluğunun 1999 yılından sonra imara açıldığı hesaba katıldığında bu konuda da büyük bir yetersizlik bulunuyor.

Boru hatlarında bugüne kadar sismik bağlantılar kullanılmaması hasarı artıracak. Halkın depremden sonra sığınabileceği park ve bahçelere de, ihtiyacı karşılayacak su deposu ve fosseptik kuyusu gibi sistemler hazırlanmadı. Bu eksiklik önemli sağlık problemlerine yol açabilir.

2005’te yürürlüğe giren 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 53. maddesi ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 69’uncu maddesi belediye ve il özel idarelerine afet ve acil planlarını yapmak, afet zararlarını azaltmak, halkı eğitmek, gerekli donanımı hazırlamak gibi görevler veriyor. Ancak bu yükümlülük yeterince yerine getirilmiyor.

1458163634-8614-11Can kaybı ve yaralanmaları önleyecek en önemli tedbirlerden biri de evdeki eşyaların sabitlenmesi. Depremde ölüm ve yaralanmaların yaklaşık yarısının yapısal olmayan hasarlardan oluştuğunu hatırdan çıkarmamak gerekiyor. Deprem anında dolgu duvarlardan ve avizelerden uzak durulması da tavsiye edilenlerin başında geliyor.

Bir de depremin ekonomi üzerindeki etkileri var. Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve Dünya Bankası tarafından hazırlanan çeşitli raporlarda Marmara depreminin ekonomik sonuçlarına dair birbirine yakın sayısal veriler deklare edildi. Muhtemel depremde TÜSİAD 17, DPT 15-19 ve Dünya Bankası’ysa 12-17 milyar dolar zarar öngörüyor. Kamu ekonomisinin beslendiği her 100 TL’den 53,7’sinin İstanbul, Bursa, Kocaeli ve Sakarya’dan sağlandığı göz önüne alındığında zararın etkisi daha da artacak. Araştırmalar, afet öncesinde harcanan her 1 doların, afetin neden olacağı 7 dolarlık hasarın önüne geçtiğini gösteriyor.

DEPREM İÇİN TOPLANMA ALANLARI AVM OLDU

Depremle meslekî ve sivil toplum liderliği icabı en alakalı kişilerden biri olan İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe, 1970’li senelerden beri afetle ilgili uyarılarını hep sürdürmüş. 1999 depremlerinden sonra İstanbul’da kurulan İl Afet Merkez Kurulu’nun 14 üyesinden biri olmuş. Başkanlığını dönemin valisi Erol Çakır’ın yaptığı 14 kurul üyesi arasında İBB Başkanı Müfit Gürtuna, Kandilli Rasathanesi Müdürü Ahmet Mete Işıkara bulunuyormuş.

Gökçe’nin verdiği bilgiye göre, üyeler deprem hazırlığına önce bina dayanıklılığı üzerinden bakmış. Daha sonra afet sonrası alınacak tedbirler gündeme alınmış. Muhtemel bir afet sonrası toplanma alanlarının tespiti üzerine odaklanılmış. Yapılan çalışma sonucu İstanbul’da 497 toplanma alanı belirlenmiş. Hatta ilk olarak tespit edilen bu kadar yerin ihtiyaca yeterli olmayacağı da konuşulmuş. Bugün gelinen noktada 497 toplanma alanının neredeyse tamamı alışveriş merkezi, rezidans ve gökdelenlerle dolmuş.

Gökçe’nin hafızasında; Taksim-Gezi Parkı, Bayrampaşa-Forum İstanbul, Ataköy Konakları, Mecidiyeköy-Tekel Fabrikası, Osmaniye-Bakırköy 46 Projesi, Zincirlikuyu-Zorlu Center gibi imara açılan yerler canlılığını koruyor. Gökçe, afetlere karşı kamuoyunu bilinçlendirmek için depremin daha gündemde olmadığı günlerden itibaren gayret gösteriyor. Gökçe, altı çizilecek uyarısını şöyle dile getiriyor: “İstanbul bugün depreme 1999’dan daha hazırlıklı değil!”

Gökçe, bugün şehirde depremden sonra insanların geçici olarak dahi olsa barınabileceği bir yer kalmadığını söylüyor. İstanbul’un depreme hazırlık adı altında imar yoğunluğu artırılınca 5 ayrı afetle karşı karşıya getirildiğini de belirtiyor. Bunlar, sel ve taşkınlar, hava kirliliği, oluşan ısı adaları ve sosyal problemler.

Yağışı yer altına çekecek arazi kalmadığı için yaşanan sel ve su baskınlarında büyük bir artış gözleniyor. Gökçe; ‘Bu yaşına geldiğini ilk defa Taksim-İstiklal Caddesi’nde sel ile karşılaştığını’ ifade ediyor. Üsküdar’da denizle karanın birleştiği manzaralara son senelerde şahit olduğunu vurguluyor. Şehrin kuzeyine yapılan yüksek binalarla rüzgârların önü kesildi. Hava kirliliği arttı. Hatalı kentsel dönüşüm uygulamaları sebebiyle de ciddi sosyal problemler ortaya çıktı.

1458163626-8491-11

Binaların depreme dayanıklı olmasıyla ilgili en önemli düzenleme deprem yönetmelikleri. Bu konudaki düzenlemeler 1975, 1998 ve 2007’de yapılmış. Gökçe, 1975 yönetmeliğine uygun olarak yapılan binalarda dahi 1999’da can kaybı olmadığını söylüyor.

Yapı denetimi de, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığına Türkiye’de geç kalınmış bir uygulamaydı. 2000’de bir kanun hükmünde kararnameyle 27 ilde pilot olarak başlatıldı. Uygulamayla özel yapı denetim şirketleri kuruldu. 2001’de çıkartılan Yapı Denetimi Kanunu ile pilot il sayısı 19’a düşürüldü. 2010’da ise bütün illerde uygulanması yönünde kanun değişikliği yapıldı. Bu arada denetçi olabilmek için istenen mesleki kıdem 12 seneden 5’e indirildi. Kanunla 200 m2 altındaki binalar ile TOKİ, KİPTAŞ gibi kuruluşların binaları uygulama dışı bırakıldı.

İstanbul depreme hazırlıklı mı?

Mal sahibinin kendisini denetleyecek olan firmayı seçebilmesi sağlıklı denetime darbe vurdu. Bu uygulama ile pazarlık ve tavizlere kapı açıldı. Piyasada “kırım” olarak tabir edilen indirimler sonuçta çalışanlara yükleniyor. Bu noktada çözüm olarak mal sahibi ile yapı denetim şirketinin para bağlantısının kesilmesi ve merkezî dağıtıma geçilmesi öneriliyor. Kanun gereği belediye veya ilgili idare yapı denetim hesabı açarak mal sahibinden denetim ücretlerini bu hesaba yatırmasını istiyor. Yasaya göre bu hesaplara kesinlikle el konamıyor ve başka amaçla kullanılmalarına izin verilmiyor. Ancak pratikte bu paraların haczedilmesi veya ilgili idareler tarafından kullanılması sıkça yaşanıyor. Bu noktada çözüm ise sistem içerisindeki tüm ücretlerin tek bir havuz hesabına yatırılması.

1458163626-7277-11Bugüne kadar binlerce firmaya geçici kapatma cezası verildi. 5 bine yakın denetçinin belgesi iptal edildi. Ancak her defasında aflarla şirketler yoluna devam etti. Kentsel dönüşüm, aslında depreme karşı en temel çözüm. Ancak bunun lüks konut sektörüne hizmet eden, üst gelir sınıfından insanlar için kapalı siteler oluşturan bir yapıya dönüştürülmeden gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ne yazık ki Türkiye’de bugüne kadar görülen kentsel dönüşüm uygulamaları ya tamamen bina dönüşümü boyutunda kaldı ya da kamuoyunda ‘rantsal dönüşüm’ diye isimlendirilen ticari kaygılarla gerçekleştirildi. Mesela İstanbul’un kentsel dönüşüm haritası ile deprem riski haritası karşılaştırıldığında ancak yüzde 20 kadar kesişen alanlar görülebiliyor. Bu durum İstanbul gibi deprem riski yüksek bir şehirde dahi kentsel dönüşümün farklı amaçlarla gerçekleştirilmek istendiğini ortaya koyuyor.

FORMÜL: AL-YIK, YAP-SAT

Kentsel dönüşüm konusunu yakından izleyen yazar Cihan Baysal Uzunçarşılı, kent ve konut hakkı üzerine araştırmalara imza atıyor. Beyloğlu- Tarlabaşı, Fatih- Sulukule ve Küçükçekmece- Ayazma kentsel dönüşümlerinde sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte sahadaydı. Uzunçarşılı’ya göre 1999 depremleri devletin bu konuda ne denli atalet içinde ve hantal olduğunu gösterdi. O tarihten bugüne dek, depreme dayanıklı bina inşasına dair yeterli çalışma yapılmadı.

AK Parti hükümetleri dönemindeki ‘depremle’ ilgili kanunlar büyük sorunlara yol açtı.  Kentsel dönüşüm için kullanılan ilk yasal değişiklik, 5366 sayılı, Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun idi. Sulukule ve Tarlabaşı kentsel dönüşümleriyle gündeme geldi. ‘Sulukule-Tarlabaşı Yasası’ olarak anıldı. Bu yasa kentsel dönüşüm alanlarının tamamen bir özel şirkete devri sonucunu doğurdu. Buna dayanan projeleri Yüksek Mahkeme iptal etti. Fiziki açıdan nihayete erdiklerinden karar pratikte hükümsüzleşti.

Sulukule’de kentsel dönüşüme karşı mücadele eden Sulukule Platformu’nda aktif olarak çalışan Uzunçarşılı, burada zeminin son derece sağlam, binaların da en fazla 2-3 katlı olduğunu belirtiyor. İstanbul’da muhtemel bir depremde can kaybı yaşanacak çok fazla yer varken daha çok Roman vatandaşların yaşadığı bu mahallenin seçilmesini manidar buluyor. Bu dönüşümleri yapan şirketlerin iktidarla yakınlıkları da dikkat çekiyor.

Deprem temalı sürdürülen mevzuat değişikliklerinden bir sonraki, Belediye Kanunu’nun 73. maddesi olmuş. Bu maddeyle belediyelere “kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı” olarak belirlenecek alanların, “imarlı veya imarsız”, “üzerinde yapı olan veya olmayan”, belediye veya mücavir alan sınırları içindeki tüm alanları kapsaması imkânı verildi. Belediyeler daha önce yaptıkları imar planlarına uymadan daha fazla kat ve inşaat yoğunluğu verebilme yetkisine kavuştu. Hatta ilçe belediyesinin böyle bir tasarrufu olmasa bile Büyükşehir resen tüm bu işleri yapabiliyor. Bursa’nın tarihî dokusunu önemli ölçüde bozan Doğanbey Kentsel Dönüşümü bu yasanın eseri olarak zikredilebilir.

Cihan Baysal Uzunçarşılı, 2005 yılında bir kentsel dönüşüm yasasının kamuoyuna duyurulduğunu ancak gelen tepkiler sebebiyle geri çekildiğini hatırlatıyor. Uzunçarşılı, bu süreçte Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı’nın, büyükşehirde binlerce plan değişikliği yapılırken depremle ilgili bir tane plan değişikliği olmamasından şikâyet ettiğine dikkat çekiyor.

1458163628-8534-11

İBRETLİK MAHALLE

Kentsel dönüşüm sürecinde ikamet edilen mekânı ‘mahalle’ yapan değerlerin nasıl hiçe sayıldığına dair bir örnek Fatih Toklu Dede (Türk) Mahallesi’nde yaşandı. Burası, İstanbul surlarının Haliç’le buluştuğu noktada çoğu iki katlı ahşap evleriyle geleneksel dokusunu bugüne dek koruyan 81 hanelik bir mahalleydi. Civardaki ibadet ve ziyaret yerleriyle de turistlerin rağbeti yoğundu. Bu özelliklerinden ötürü Fatih Belediyesi, “Ayvansaray (Türk) Mahallesi Yenileme Projesi” ile bölgeyi Sultanahmet turizm aksına alternatif bölge hâline getirmek üzere 2005’te bir proje başlattı.

Proje turistler için mahalle sakinlerinin yerinden edilmesi esasına dayanıyordu. Projeden kimsenin haberi yokken proje ortağı firmalar birer ikişer evleri satın aldı. Bu sırada ağızlara bir parmak bal çalındı:  Kiracı olanlara “Kira ödemeyin, çıkın diyene kadar oturabilirsiniz” dendi. Gidecek yeri olanlar taşındı. Satmak istemeyenler ve taşınacak gücü olmayanlar ise kaldı. Bunlardan biri de İsmet Hezer idi. Hezer evini ilgili yasaya uygun olarak kendi onarmak istedi. Bu talebi çeşitli gerekçelerle geri çevrildi. Bu yaşlı adam, üzerindeki baskılar öyle yoğunlaştı ki dayanamadı, zehir içerek intihara teşebbüs etti. Evinin karşısında, o günlerde üzerinde şantiye kurulmuş parkta komşularınca bulunup son dakikada hastaneye yetiştirildi. Bölge halkı bir dizi dava açsa da idare her seferinde hukuktan sıyrılarak, projeyi revize etmedi.

Başına gelenleri şöyle anlatıyor Hezer: “Fatih Belediyesi ve şirketler burayı bütün milletin elinden kandırarak ucuza aldılar. Bize diyorlar ki yerleriniz çok kıymetlenecek, proje yapıldıktan sonra milyon dolar edecek. Ancak benim evimi 135 bin liraya almak istiyorlar. Sen benim evimi yaptıktan sonra milyon dolara satacaksın, bana 135 bin lira veriyorsun. O zaman beni kandırıyorsun. Bu zihniyete oy verdiğim için de pişmanım.”

Farklı mevzuatlarla kentsel dönüşüm projeleri yürütülürken Van Depremi, dönüşümü az muhalefetle yapmak isteyen hükümet için iyi bir fırsattı. Hükümet bunu kaçırmadı, 2012 yılında 6306 sayılı Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’u çıkardı. Cihan Baysal Uzunçarşılı, kanunun isminde afet geçmesine rağmen muhtevasında heyelan, sel, yangın gibi diğer afetlerin olmadığına dikkat çekiyor. Kanunu şöyle değerlendiriyor: “Bu yasa, dönüştürülecek alanlardaki yerleşik gruplara lüks proje dayatan bir özellikte çıktı. Eski mülkleriyle oluşan fiyat farkını ödeyemeyenlerin yerlerinden edilmesinin önünü açtı. Daha önceki mevzuat değişikliklerinde olduğu gibi ranta ve sürgüne yol açan bir yasa oldu. Depreme karşı da tamamen müteahhit zihniyeti ile al-yık, yap-sat.”

1458163631-4167-11

Bu yasa çerçevesinde çok sayıda uygulama yapıldıktan sonra Anayasa Mahkemesi 2014 yılında bazı hükümlerini iptal etti. Yüksek Mahkeme’nin kaldırdığı maddeler arasında “İdarenin, riskli alanlarda, riskli bulduğu arsalarda ve rezerv yapı alanlarında bu kanun kapsamında proje yaparken bütün imar ve yapı işlerini durdurma yetkisi, açılacak idari davalarda yürütmeyi durdurma kararı verilememesi, çalışma yapılan alandaki riskli olmayan yapıların da kanun hükümlerine tabi olması” bulunuyordu.

6306 sayılı Kanun çerçevesinde İstan-bul’da ilan edilen rezerv alanların yüzde 80’e yakın bir bölümünün Küçükçekmece-Arnavutköy hattında olması dikkat çekiyor. Bu güzergâhta tapularına şerh konan vatandaşlar alım-satım yapamadığı için mağduriyet yaşıyor. Bu bölgenin tam da ‘çılgın proje’ olarak adlandırılan Kanalistanbul ile denk düşmesi dikkat çekici. Üçüncü havalimanı ve üçüncü köprü projesiyle şehrin oksijen ve su kaynağı olan kuzeyinde milyonluk yeni bir şehir kurulması bekleniyor.  3. havalimanının ÇED raporunda projenin ‘Aerotropolis’ olduğu ifade ediliyor. ABD menşeli bu yeni kavram, kentin havalimanını değil, havalimanının yeni bir kenti doğurması anlamına geliyor.

GÜÇLENDİRME GÜÇ BELA

1458163631-9081-11Deprem denince en önemli konulardan biri de binaların güçlendirilmesi. Depreme karşı bu hazırlık yöntemi mevzuata ancak 2007 Deprem Yönetmeliği ile girdi. Maliyetinin yüzde 40’ını aşmayan binalara güçlendirme imkânı getirildi. Hukuk, güçlendirme ve kentsel yenilemeye o kadar kapalıydı ki bu konuda tedbirli davranmak isteyen vatandaşlar uzun bir hukuk mücadelesi vermek zorunda kaldı. Bu kişilerden biri de İstanbul Bakırköy’de oturduğu bina 17 Ağustos 1999 depreminde orta hasar gören Saim Türkekul’du. Binasını denetim yüksek riskli buldu. Sakinlerden 3’ü güçlendirme isterken diğer 3’ü karşıydı. Bir engel daha vardı. Binanın iskânı yoktu. Türkekul’un ilk hukuk savaşı iskânsız binalarda da güçlendirme içindi. Yerel mahkeme davayı reddetti ama Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Türkekul’un ‘Yaşam hakkımı istiyorum. Güçlendirme imar affı anlamına gelmez’ şeklindeki savunmasını yerinde buldu. Temyiz sonrası 18. Hukuk Dairesi benzer bir karara imza attı.

Türkekul, davaya esas olan belge ve raporları o günlerde Türk Ceza Kanunu taslağı üzerinde çalışan Prof. Dr. Adem Sözüer’e iletti. Sözüer’in aracılığı ile Türkekul’un davası daha sonra yenilenecek Ceza Kanunu ve Kat Mülkiyeti kanunlarına ilham verdi. İmar kirliliğinin düzenlendiği TCK 184. maddede de sorumlulara ağır cezalar getirildi. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 19. maddesine de güçlendirme zorunluluğunun mahkemece tespit edilmesi hâlinde kat maliklerinin rızasının aranmayacağı hükmü girdi. Güçlendirme maliyetinin, yeniden yapım maliyetinin yüzde 35’ini geçmesi hâlinde ise binanın yıkılıp tekrar yapılmasının yolu açıldı. Türkekul’un güçlendirmeye yanaşmayan komşuları, icra ve evlerinin satılması riskini görünce ödemelerini yaptı. Bina 215 bin lira harcanarak güçlendirildi.

İSTANBUL’UN DEPREM SENARYOSU

2 bin 500-10 bin  çok ağır hasarlı bina

13-34 bin ağır hasarlı bina

85-150 bin orta hasarlı bina

250-350 bin hafif hasarlı bina

10-30 bin  can kaybı

20-60 bin kişi hastanede tedavi

50-140 bin hafif yaralı

530 bin acil barınma ihtiyacı olan hane

400 yanıcı patlayıcı ihtiva eden binada hasar

450 noktada içme suyu hattı hasarı

1.500 noktada atık su hattı hasarı

650 noktada doğalgaz altyapı şebekesi hasarı

17 bin doğalgaz kutusu hasarı

26 milyar lira yapısal hasar kaynaklı mali kayıp

(*) Deprem Kayıpları Güncellemesi 2009 (İBB, B.Ü, Japon OYO Şirketi

Gürhan Savgı, 11 Ağustos 2015, Aksiyon

Yazar hakkında

mm

Gürhan Savgı

Ödüllü Çevre Gazetecisi -

Yorum yaz