Günün Köşe Yazıları

Bugünkü Köşe Yazıları: Öne Çıkan 11 [17 Mart 2016]

kose-yazilari-yazarlar

Erdoğan’ın Demir Yumruğu | Murat Yetkin | Radikal

Erdoğan'ın Demir Yumruğu | Murat Yetkin | RadikalCumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün devletin kadife eldiveni içindeki demir yumruğuyla teröristlerin kafasını ezeceğini söyledi.

Külliye’ye davetli muhtarlar coşkuyla alkışladı.

Aynı saatlerde Yüksekova’dan ilginç haberler geliyordu.

Bazı aşiret önde gelenleri hükümete başvurmuş,PKK’lıların Irak’a geçmesi için izin verilmesini istemiş ve reddedilmişlerdi.

PKK’nın bir yandan şiddet eylemlerini ülke çapına yayma tehdidi sürerken, bir yandanAnkara bombalamalarının travması ülkeyi sarmışken, size daha sonra saldırmak üzere PKK’lıların Irak’a geçmesine –belli ki PKK baskısıyla- izin istemek zaten o şehirlerdeki çaresizliği göstermiyor mu?

Sadece İran sınırındaki Yüksekova’dan değil, Suriye sınırındaki Nusaybin’den, Şırnak’tan da binlerce kişinin çatışmalardan kaçmak için evlerini şehirlerini terk ettiği haberleri geliyor.

Haberin Tamamı İçin: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/murat…

Abdülkadir Selvi: Ankara’daki iki saldırıdaki canlı bombaların yolu terör kampında kesişiyor

Kızılay’daki canlı bomba eylemiyle ilgili gri noktalar ve hala aranan kilit isimler var.

Ama bir bilgi var ki çok önemli. Merasim Sokak’taki canlı bomba eylemini gerçekleştiren Salih Neccar ile Kızılay’daki canlı bomba Seher Çağla Demir’in yolları bir yerde kesişiyor. İki canlı bombanın yolu nerede kesişir? Terör kampında.

İki canlı bomba bir süre aynı kampta kalmışlar. Hem de canlı bomba eylemini gerçekleştirmek için Türkiye’ye giriş yapmadan kısa bir süre önce.

Abdülkadir Selvi’nin yazısı

Terörle Yaşamaya Alışmalı mıyız? | Yılmaz Özdil | Sözcü

Terörle Yaşamaya Alışmalı mıyız? | Yılmaz Özdil | SözcüBarutun kokusu düştü burnuma
dört bir yana istiyorum
dibinden patlatayım
adamlar gibi dağlara düşeyim
tutmak istiyorum Kürdistanımı
ya ölüm ya kurtuluş
uyanın uykudan çabuk
artık savaş zamanıdır*Bu tür hümanist (!) şarkılar söyleyen Şivan Perver’e “barış güvercini” muamelesi yapılırsa, Akp mitinginde asrın liderimizle el ele sahneye çıkarılırsa, en ön sırada oturan Bülent Arınç duygulanıp hüngür hüngür ağlarsa… Kendini “dibinden patlatan” canlı bombalarla yaşamaya alışmamız lazım tabii.Haberin Tamamı İçin: http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yi…

Etyen Mahçupyan: Anayasa Mahkemesi vicdanı hatırlattı

Hukuken haklı sayılmanın siyaseten haklı olmak açısından yeterli olmayabileceğini, çünkü ‘hakkaniyetli’ gözükmeyebileceğini tartışırken Anayasa Mahkemesi’nin Dündar ve Gül karar gerekçesigeldi.

Anayasa Mahkemesi Gül ve Dündar’ın tutuklanmasının‘hakkaniyetli’ bir tedbir olmadığını, iddianamenin bu açıdan yetersiz kaldığını ve ölçüsüz bir tedbir olarak kullanıldığında bizatihi tutuklamanın ifade ve basın özgürlüğü açısından bir hak ihlali oluşturduğunu söylüyor… Yani ne kendisini birinci mahkeme yerine koyuyor, ne de esasa müdahalede bulunuyor.  Delil değerlendirmesi yapmıyor ama delil içermeyen bir iddianameyi de görmezden gelmiyor… Hakkaniyete riayet etmeyen hukuki tasarrufların kamu vicdanı sınavından geçemeyeceğini hepimize hatırlatıyor.

Etyen Mahçupyan’ın yazısı

Ali Bayramoğlu: Akademisyenlere tutuklama kararı niyet okuyor ve söze keyfi sınır getiriyor

Evet metin kötü. Metin dili devlet ve örgütü eşitliyor ve bu yanlış. Bir isyan karşısında devletin aldığı güvenlik tedbirlerini katliam politikası olarak tanımlıyor ve bu da kabul edilemez.

Bu durumda size düşen ise bunu yazmak, söylemek, teşhir etmektir. Bu metin ile canlı bomba arasında bağ kurmak ise başka aşamaya geçişi ifade eder.

Soru şudur: Yanlış, eksik, taraflı düşünceler, sonuç olarak düşünce ve tepkiler, nasıl oluyor da, sahiplerini terörist kılıyor? Siyasi mantık yürütme dışında hangi kanıtlarla bir bildiri terör eylemi sayılabiliyor?

Üç akademisyenle ilgili tutuklama kararı, PKK’nın açıklamaları ile bildiri arasındaki benzerlikten söz ediyor, niyet okuyor ve söze keyfi sınır getiriyor.

Bu, “ya bizden siniz ya olanlardan, arası yoktur” tarzı bir söylemin adli uygulamadaki karşılığı mıdır?

Böyle bir şey olabilir mi?

Ali Bayramoğlu’nun yazısı

Türkiye’nin Nükleer Hikayesi | Melis Alphan | Hürriyet

Türkiye'nin Nükleer Hikayesi | Melis Alphan | HürriyetNe zaman Türkiye’de nükleer santral kurulmasına itiraz etseniz, birileri ezber cümleyle karşınıza dikiliyor: “Nükleer santral kötü olsaydı, başka ülkelerde de nükleer santrallar olmazdı.”
Bu cümle bilgisizlikten kaynaklanıyor.
Zira, başta Almanya olmak üzere pek çok ülke nükleer santrallarını kademeli olarak kapatmak ve yenilerini yapmamak üzere karar almış durumda.
Özellikle Fukuşima nükleer felaketi dünyaya ders oldu.
Ama biz ne kendi hatalarımızdan ne de başkalarının hatalarından ders almakta pek mahir olamadığımız için, nükleer sevdamız geçmiyor.
Şu anda Mersin Akkuyu’da Ruslar’a, Sinop İnceburun’da ise Japonlara kurdurmak üzere iki nükleer santral projesi önümüzde duruyor.
Bırakın ekolojistleri, amacı nükleer enerjiyi yaymak olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bile Türkiye’nin nükleer altyapısının yetersiz olduğunu söylüyor. Geçtiğimiz yıl Tolga Tanış, raporlarına ulaşmış ve Hürriyet’te haberleştirmişti.Haberin Tamamı İçin: http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/meli…

Sezin Öney: Çok sert bir çatışma dönemine itiliyor Türkiye

Erdoğan’ın ve dolayısıyla AKP’nin önündeki en önemli sınav,“devletleşmek” ve olmaya da devam edecek. Erdoğan ve AKP,“devlet” olarak kendilerini kabul ettirebilirlerse, tıpkı Vladimir Putin ve partisi Birleşik Rusya’nın olduğu gibi sorgulanamayan bir gücü olacak.

Açık olan şu: Kürt Meselesi’nin tamamen savaşa döküldüğü; sadece PKK ve çevresi değil, savaş sürecini eleştiren tüm Kürtlerin ve onlarla özdeşleştirilen Kürt olmayanların da “terör kefesinde”sayıldığı, çok sert bir çatışma dönemine itiliyor Türkiye. Ve, devlet de, kendisine düşman biçtiği herkesi şu veya bu şekilde,“etkisizleştirmek”, yok etmek üzere tüm gücüyle harekete geçiyor.

Sezin Öney’in yazısı

Nazım Alpman: 1984’ten 2016’ya aydınlar; ‘Akademisyenleri asalım!’

O zaman da iktidarın kuyruğuna yapışmış birkaç yargı mensubu eksik değildi. Kenan Evren’e bir sunum bile hazırlamıştı:

-Efendim bunların (İmzacı Aydınları) idam istemiyle yargılanması hakkında naçizane çalışmamdır!

…Askeri Cunta dönemiydi. Demokrasi rafta idi. Darbeciler de henüz ipleri kimseye bırakmamışlardı.

Şimdi aradan 32 yıl geçtikten sonra Türkiye’nin yüz akı olarak tarihe geçecek olan akademisyenler tutuklanabiliyorlar. Bu davaların ülkenin içinde bulunduğu karanlık hakkında yeterinden fazla bilgi verdiği açıktır.

Ama kendilerini çoğunluk tek partisinin koruyucu kanatları altında güvende hissedenler yetinmiyorlar. Daha fazlasını istiyorlar. Onların bu ipten kazıktan kurtulmuşluklarına denk gelen öneri de sayfanın tepesinde duruyor: Akademisyenleri asalım!!!

Nazım Alpman’ın yazısı

Kentler Teröre Karşı Nasıl Daha Güvenli Hale Gelir? | Savaş Zafer Şahin | Al Jazeera Türk

Kentler Teröre Karşı Nasıl Daha Güvenli Hale Gelir? | Savaş Zafer Şahin | Al Jazeera TürkKüreselleşme sürecinin kaçınılmaz sonuçlarından birisi de, kentlerin tüm çatışmaların ve saldırıların da odağı haline gelmesi. Alışılageldik güvenlik önlemleri ve kolluk kuvvetleri, bilişim teknolojisinin karanlık yanına geçmiş yeni tehditleri algılama ve önleme konusunda tüm çabalara karşı yetersiz kalıyor.

Dünyadaki örneklere bakıldığında bu yeni durum karşısında zorlu bir mücadeleye girişilmesi gerektiği anlaşılıyor. Mücadelenin uluslararası politika, ulusal güvenlik ve istihbarat önlemlerinin yanı sıra mekânı ve kentlerin yapısını da kapsayan bütüncül bir şekilde yürütülmesi artık yaygın kabul görüyor.

Ancak bu yapılırken de kentleri ve toplumları içine kapanmaya zorlayan aşırı baskıcı ve sert önlemler alınmasının hem insan hak ve özgürlükleri açısından sorunlar yaratacağı, hem de tam da terörün kitlelere korku salma ve paralize etme amacına hizmet edeceği biliniyor.

Haberin Tamamı İçin: http://www.aljazeera.com.tr/gorus/kentle…

Murat Yetkin: Erdoğan’ın talepler listesi uzadıkça Davutoğlu’nun üzerindeki yük artıyor

Erdoğan’ın talepler listesi uzadıkça Davutoğlu’nun üzerindeki yük artıyor.

Davutoğlu’nun yarın, 18 Mart’ta Brüksel’de önemli bir randevusu var AB liderleriyle.

Daha önce, 7 Mart’ta sunduğu yeni teklif paketi üzerinde konuşulacak.

Ama dün AB’den gelen işaretler pazarlığın çetin geçeceğini gösteriyor. Fransız hükümeti Türk hükümetini Suriyeli mülteciler üzerinden AB’ye “şantaj yapmakla” suçlayacak kadar sert.

Bütün bu sürecin orkestra şefi sayılan Almanya Şansölyesi Angela Merkel, dün Türkiye’nin üyeliğinin şu an da söz konusu olmadığını vurgulayarak, bunun “ucu açık bir süreç” olduğu görüşünü tekrarladı.

Bir yandan Türkiye’de artan terör eylemleri, diğer yandan ağır silahların, barikat ve kuşatma taktiklerinin kullanıldığı çatışmaların, bu ortamda gelen “demir yumruk” yaklaşımının AB ülkelerini vize muafiyeti konusunda endişeye sevk ettiği anlaşılıyor.

Murat Yetkin’in yazısı

Bekir Coşkun: Teokrasiye kaydıkça Türkiye terörden kurtulamaz

İslam ülkelerinde terör bitmez… Çünkü dünyanın başka bir yerinden; bedenine bomba sarıp insanları öldürerek cennete gideceğine inanan salak çıkmaz… Ya da yönetimlerin aptallığı yüzünden hayatını kaybedenlerin cennete gittiğine inanıp razı olan insan bulunmaz…

İşte; teokrasiye kaydıkça Türkiye terörden kurtulamaz… “Terörle yaşamaya alışmalıyız” diyen dangalaklar doğru söylediler bir bakıma…

O zaman… Ya bombalarla parçalanarak hediye olarak cennete gideceğine inanacaksın… Ya da çıkıp direneceksin…

Gün direnmek günüdür… Henüz zaman varken…

Bekir Coşkun’un yazısı

Ümit Kıvanç: Seçim öncesi HDP’ye ‘bağımsız girin’ diyen AKP, şimdi onları Meclis’ten atıyor

“Haber Nöbeti” için gittiğimiz Diyarbakır ve Cizre’den derlediklerimizi aktaracağımı vaat etmiştim.

DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle’ye, “Süreçten umutlu muydunuz?”diye sorduk. “Bazen umutlanıyordum,” dedi, “Bazen de devletin geleneklerini, işte, İttihat Terakki’yi falan düşününce…” Ve şunu ekledi: “En çok aldananlar, galiba biz, yasal alanda sürece katılanlardık.”

Tam bunun arkasına, Hatip Dicle’nin “İmralı süreci”ni özetlerken açıkladığı bir ayrıntıyı sıkıştırmalıyım: “Öcalan ile Rojava da görüşülüyordu.”

İmralı’da yapılan her görüşmenin tutanakları en geç bir buçuk saat sonra Tayyip Erdoğan’a iletiliyormuş, Hatip Dicle’nin söylediğine göre.

…7 Haziran seçimleri öncesinde hükümet kanadından HDP’ye, seçimlere bağımsız adaylarla girmeleri yolunda “samimi tavsiye”sûretinde epey telkin yapılmış. “Anketlerimizde yüzde 8-9 görünüyorsunuz, Meclis’te olmazsanız süreç de sıkıntıya girer,” denmiş.

Hattâ Öcalan’ı da böyle desin diye ikna etmeye çabalamışlar.

Şimdiyse onları Meclis’ten atmaya çalışıyorlar.

Ümit Kıvanç’ın yazısı

Rejimin Kürt Çıkmazı | Kadri Gürsel | Diken

Rejimin Kürt Çıkmazı | Kadri Gürsel | DikenAdına ne derseniz deyin. İster ‘terör sorunu’, ister ‘PKK sorunu…’ Ben ‘Kürt sorunu’ diyorum.

Hepimiz, güncel bağlamda aynı durumu işaret ettiğimizin farkındayız.

Şimdi nesnel manada bir ‘iç savaş durumu’ yaşanıyor ülkede. İlçe ve mahallelerin tank ve toplarla yerle bir edildiği, yüz binlerce sivilin göçe zorlandığı, silahlı ve silahsız yüzlerce ve hatta binlerce insanın öldürüldüğü bir çatışma, sözcüğün tanımı itibariyle savaş durumunu işaret eder.

Rejim bu savaşta ‘sonuna kadar gitmek’ten söz ediyor. Bundan kastettikleri sanırım ‘PKK’yı bitirene  kadar’ savaşı sürdürmek.

İktidarın eldeki bütün imkanlarını kullanarak bu hedefe ulaşması teknik bakımdan mümkün. Güvenlik güçlerinin kağıt üzerindeki kapasitesi buna müsait görünüyor.

Haberin Tamamı İçin: http://www.diken.com.tr/kadri-gursel/

Orhan Kemal Cengiz: Dün barış derken, bugün şehirleri top ateşiyle dövüyorsunuz

Dün barış derken, bugün şehirleri top ateşiyle dövüyorsunuz.

Sokağa çıkma yasağı ilan ettiğiniz şehirlerin bodrumlarından yanmış, kül olmuş genç çocukların cesetleri çıkıyor.

Evet PKK sokaklarda masum insanları alçakça katlediyor. Ama siz de, kendi beceriksizliğinizin, öngörüsüzlüğünüzün, sorunlu yönetim biçiminizin hesabını vereceğiniz yerde, o bombaları alıp, üniversitelerin, demokrasinin, ifade özgürlüğünün üzerine bırakıyorsunuz.

Yaptığınız tamı tamına budur!

Orhan Kemal Cengiz’in yazısı

Aydın Engin: Besbelli ki Cumhurumun Başkanı’na acilen yeni bir ceza kanunu gerek

Evet, kendilerini yurttaş olarak tanımlayan, kimileri terörist akademisyen, kimileri terörist gazeteci olan “aydın müsveddeleri”nin sözle ve yazıyla saldırdığı, itiraz ettiği, yanında saf tutmadığı Cumhurumun Başkanı’na destek vermek gerek.

…Besbelli ki Cumhurumun Başkanı’na acilen yeni bir ceza kanunu gerek. Öyle profesör rütbeli, ne idüğü belirsiz hukukçuları görevlendirip onlarca maddelik; yüzlerce fıkralık, binlerce bentlik bir ceza kanunu ile oyalanmaya da gerek yok.

Evet, kısa, öz, kestirme, laf kalabalığına kurban edilemeyecek, paralelci olan olmayan savcıların, yargıçların bile ezip bükemeyeceği, inceltip farklı yorumlayamayacağı bir ceza kanunu acil ihtiyaç.

Yani ihtiyaç duyulan ceza kanununu ben bile yazabilirim ve hatta en iyi ben yazabilirim.

Aydın Engin’in yazısı

Ergun Babahan: AKP’nin seçimle iş başından gitmesinin imkânsız hale geldiği bir dönemdeyiz

İşlerine gelmeyen her şeyin üzerini ya mahkeme kararı ya da kanun değiştirerek bir pelerin örtüveriyorlar. Türkiye’de başta muhafazakârlar olmak üzere halkın önemli bir bölümünün Karaman’daki Kuran Kursu’nda olup bitenden haberi yok. Dini vecibeleri öğrensin diye gönderilen çocukların tecavüze uğradığından habersizler, çünkü yayın yasağı getirildi.

İflaslar, işsizlik ve şiddet sarmalında kendi kaderleriyle baş başa kaldıklarında görecekler acı gerçeği ama çok geç olacak.

Türkiye’de serbest, özgür seçimin geride kaldığı; AKP’nin seçimle iş başından gitmesinin artık imkânsız hale geldiği bir dönemdeyiz.

Bu koşulları demokratik sistem içinde konuşmayı, tartışmayı, sorgulamayı yasaklamak ‘tek çözüm imha siyaseti’ demektir. Bugün yürütülmekte olan kent savaşlarına desteği her geçen gün daha da büyütmek demektir.

Ergun Babahan’ın yazısı

Yazar hakkında

mm

Agah Alptekin

Dijital Gazeteci - Blogger

Yorum yaz