Haber

Ak Parti ve Erdoğan’ın yıllar içinde sildiği isimler hakkında 11 not

ak-parti-ve-erdoganin-sildigi-isimler

Ak Parti kadrosu ve Erdoğan’ın çevresindeki değişiklik son zamanlarda sıkça dile getiriliyor. Peki bu nasıl bir değişiklik. İşte size ilk kadroda yer alıp da silinenlerin listesi…

Biri varmış, birileri yokmuş… Durumu özetleyen cümle de, eski fotoğraflardan geriye kalan manzara da bu. 14 yıldır iktidarı kontrol eden AK Parti’de o eski fotoğraflardan ve özenle silinen suretlerden geriye ne kaldı? İşte tanıdık bir hikâye…

Aksiyon Dergisi’nden Muhsin Öztürk’ün hazırladığı dosyada geçmişten bugüne Erdoğan ve arkadaşlarının ilişkisi derin bir şekilde ele alınıyor… AK Parti’nin hikâyesini Mayıs 2000 yılındaki o meşhur Fazilet Kongresi’yle başlatmak mümkün. ‘Yasaklı’ Necmettin Erbakan’ın desteklediği gelenekçi ‘ağabey’ Recai Kutan’a karşı kongrede yarışan ‘yenilikçi’ Abdullah Gül genel başkanlığı kıl payı kaybeder. Yanı başında Bülent Arınç’ın olduğu bu sahne Türk siyasi hayatının geleceğini belirleyen enstantanelerden biri olur. AK Parti, bu kongreyi kaybeden yenilikçi kanat öncülüğünde, o günlerin yasaklısı Tayyip Erdoğan ve merkez sağdan bazı isimlerin buluşmasıyla doğar.

ak-parti-ve-erdoganin-sildigi-isimler

Abant Toplantıları birçok ismi bir araya getirmişti

AK Parti’nin uzun yıllar önde gelen bir ismi, ‘kuruluş toplantıları’ sırasında herkesin eşit bir şekilde masanın etrafında oturduğunu, kendisinin inisiyatifiyle Erdoğan’ın masa başına oturtulduğunu anlatıyor. Harekete bir lider lazımdır! Aynı dönemlerde başlayan Abant Toplantıları da ülkenin önde gelen aydınlarını bir araya toplarken, hararetli tartışmalarla bir çıkış yolu arıyordur. Sonradan Türkiye’nin tepe yöneticileri olacak pek çok isim o toplantılarda boy gösterecektir.

Gülen Hareketi ve Milli Görüş ilk feda edilenler oldu

Gülen Hareketi ile Millî Görüş’ten kopan hareketi birleştiren şey, ‘makul’ ve sivil bir siyaset arayışı olmuştu herhâlde. AK Parti ete kemiğe büründüğünde siyasi özgürlükleri de savunan, 28 Şubat karşıtlığı rüzgârıyla arkasına liberalleri de almış bir merkez sağ parti görünümündeydi. Ülkenin askerî vesayetten kaynaklanan gerçeklerinin farkında ama bunu demokratikleşme lehine değiştirmeye aday, yepyeni, dinamik bir parti!

Üç dönem kuralı tasfiyeye yaradı

Hiçbir partide yokken ve hiçbir zorunluluk olmadığı hâlde, AK Parti tüzüğüne üç dönem kuralı konur. Özal’ın Danıştay’a atadığı, sonradan da AK Parti’nin kurucusu ve milletvekili olan (rahmetli) Nurdoğan Topaloğlu partinin tüzük çalışmaları sırasında Erdoğan’ın çıkışını anlatıyor: “Bir genel başkan üç dönem görev yaptıktan sonra tekrar seçimi kazanırsa, başbakanlık teamüle göre ona verilsin. İstisnai olarak dördüncü dönem hakkı tanıyalım, aksi hâlde çatışma olabilir, diye bir ‘fıkra’ önerisi geldi. Tam kabul edilmek üzereyken Erdoğan kalkıp ‘Eğer genel başkan üç dönem içerisinde yerine en az beş kişi yetiştirmediyse o partiden hayır gelmez, uygun görmüyorum.’ dedi.” Erdoğan lider sultalığına karşıdır ve bu çıkışı ona olan güveni artırır! Ancak üç dönem sonra bu kural lider sultalığının tesisi için devreye girecektir.

İlk Abdullah Gül’e karşı çıktı

Kasım 2002’de AK Parti seçimi kazanır ve Erdoğan yasaklı olduğu için AK Parti’nin ilk başbakanı Abdullah Gül olur. Erdoğan’ın danışmanı olan ve hayatını kaleme alan Hüseyin Besli, o günlerle ilgili ilginç bir durumu aktarır kitabında. Erdoğan, kabineye girmesini istemediği bir iki kişiyi Gül’ün bakan yapmasından endişelenir. Bunu söylemeyi doğru bulmamış ama düşünceli hâlini fark eden bir arkadaşı onu ikna ederek durumu Gül’e duyurmuştur. O ilk kabinede Ali Babacan gibi Gül’ün tercihleriyle bakan olan pek çok isim uzun yıllar o koltuklarda oturacaktır. Parti’nin yapısı gereği Erdoğan tek belirleyici konumda değildir; bunu arzuladığı anlaşılsa bile.

1 Mart Tezkeresi’ne hayır diyen bakanlar…

Erdoğan seçilememiştir ama bütün dünya liderleri tarafından Türkiye’nin yeni lideri olarak kabul edilmektedir. Yıllardır kasada bekleyen 1 Mart Tezkeresi böyle bir anda çıkagelir. Yıllar içinde bürokratik ve siyasi müzakeresi tamamlanan, siyasi riskini Erdoğan’ın yüklendiği tezkereye göre Amerika’nın Irak’a girişi Türkiye’nin yardımı ve ev sahipliğinde olacaktır. Son yeni açıklamalarına bakılırsa, Erdoğan, ABD Başkanı Bush’a da tezkere için söz vermiş ama partinin önde gelen diğer isimleri buna engel olmuştur. Abdullah Gül gönüllü değildir, Bülent Arınç karşıdır, o günlerde Başdanışman Ahmet Davutoğlu bunun için yoğun temas hâlindedir. AK Parti’nin ‘merkez sağ’ından gelen Hüseyin Çelik, kendisiyle birlikte üç bakanın da oy vermediğini açıkladı yakınlarda. 1 Mart Tezkeresi Erdoğan’ın sözlerine ve vaadine rağmen, AK Parti’den gelmeyen bazı oylar nedeniyle Meclis’ten geçmez. Erdoğan ve diğerleri arasında oluşan bu farklılığın Erdoğan için bir ‘ihanet’ anlamı taşıdığını 13 yıl sonra öğrenecekti kamuoyu. Sonuçları faydalı olan doğal bir fikrî ayrılık olarak görülmüştü hâlbuki zamanında. O gün tezkereye hayır diyen isimlerle bugün troliçelerce hain’ ilan edilen AK Partili isimler aşağı yukarı aynı.

İlgili Makale: Ahmet Davutoğlu kimdir? 11 maddede hayatı ve biyografisinden daha fazlası

Amerika, Türkiye’de hep temasta olduğu askerin 1 Mart Tezkeresi’ne arka çıkmadığını not etmiş ve artık onu kendi müttefiki olarak görmekten vazgeçmişti. Bu durum AK Parti’nin ve elbette Erdoğan’ın lehine olacaktır.

Ertuğrul Yalçınbayır ve Yaşar Yakış ilk saf dışı kalanlar oldu

Millî Görüş geleneğinden gelmeyen Ertuğrul Yalçınbayır ve Yaşar Yakış gibi ilk hükümetin ağır topları çok kısa zamanda saf dışı kalır. Bir dönem AK Parti’nin parlak bir bakanı olan Erkan Mumcu’nun esamisi okunmayacaktır bir süre sonra. Kurucu 4 kişiden 4’üncüsü olan Abdüllatif Şener uygun bir konjonktür ve atmosferde kimsenin ses çıkartamayacağı argümanlar eşliğinde kendisini dışarıda bulmuştu. Temel ayrılık konusunun ne olduğu tartışılamadan olup bitmişti. Erdoğan’ın belediyeden bürokratları ve sonradan edindiği danışmanları zamanla bütün ipleri ellerinde tutacaktı. Henüz buna vakit vardı.

27 Nisan ve 367 krizi birleştirdi

AK Parti’nin kuruluşu bir koalisyon olduğu gibi, 2007’de yaşanan 27 Nisan e-muhtırası ve 367 krizinden sonra merkez sağdan ve merkez soldan yeni isimler de bu koalisyona dâhil olur. Demokrasiyi savunmak, AK Parti’yi savunmakla eşdeğer görüldüğü yıllardan söz ediyoruz. 5-6 yıl sonra denklem değişecek, demokrasiyi savunmak, AK Parti’ye karşı olmakla eşdeğer olmaya başlayacaktır. Demokrasi için umut olan kâbusa dönüşecek, kuruluş ilkeleri ve fabrika ayarları büsbütün ortadan kalkacaktır.

Yılmaz Karakoyunlu’nun erken tespiti

Henüz AK Parti bir Erdoğan aygıtına dönüşmemiştir. Özgül ağırlığı olan isimler vardır. Özal neslinin deneyimli siyasetçisi Oltan Sungurlu daha o günlerde “AK Parti’de kimi başarılı görüyorsun?” sorusuna “Bakıyorum ama Erdoğan’dan başka kimseyi göremiyorum.” diye cevap verecektir. Gelmekte olan gelmiştir aslında. Erdoğan’ın parti içindeki konumu 2002’ye göre daha tartışılmaz olmaya başlasa da ‘askerî vesayet’le mücadele gibi öncelikli konular bunu perdelemiştir. Bu durumu erken teşhis eden Yılmaz Karakoyunlu 2008 yılında Aksiyon’a şunları anlatıyor:

“-Tayyip Bey, karakterinden dolayı, sadece iktidarda olmayı değil, muktedir olmayı da mı başardı?

Kesinlikle. Tayyip Bey eskiden ürkülen adamdı. 22 Temmuz (2007) seçimlerinden sonra artık korkulan adamdır.

-Kimler için?

Kendi kadrosu için de… Machiavelli ‘Hükümdar’da diyor ki: ‘Sevilmek mi, korkulmak mı? Elbette ki önemli olan sevilmektir. Ama bana soracak olursan bunun ikisinin bir arada bulunduğu noktayı çok isterdim. Ama arada bir tercih yapmamı isterseniz unutmayın ki korkulmak sevilmekten çok daha önemlidir.’ Tayyip Bey korkulan bir adamdır.

-İktidar için korkulmayı arzu eden bir kişi gibi durmuyor.

Tayyip Bey’le beraber iktidarda ismi zikredilenler kimlerdi? Tayyip Bey’in kendisi. Abdullah Bey, Abdüllatif Şener, Bülent Arınç, Abdülkadir Aksu. Şimdi kim var? Sadece Tayyip Bey var. Abdullah Gül’ü Çankaya’ya gönderdi. Abdüllatif Bey, üniversiteye hoca oldu. Beş yıl müddetle içişleri bakanlığını yapan Abdülkadir Bey listede yok, Bülent Arınç da ortada yok. Şimdi sessizlik diye gördüğünüz şey zaman içerisinde göreceksiniz tesirsizliğe dönüşecek. Tayyip Bey ürkülen adamdan korkulan adam hâline geldi. Ben sizden ürküyorsam sizinle temasımı sınırlı tutarım. Siz bana bir tokat atarsanız ben de size iki tokat atarım. Ama korktuğunuz zaman beni yok edebilirsiniz demektir bu, ben de mukabilinde belimde tabanca taşırım.”

AK Parti ilk yıllardan itibaren askerin müdahale girişimleriyle karşılaşacak ve 2007 sonrasına da darbe davaları damgasını vuracaktır. Daha iktidara gelmeden önce ‘asker’le ilgili kaygılar ortadadır. Ve bu kaygı geniş kesimlerce de paylaşılır.

İlgili Makale: Türk Tipi Başkanlık Sistemi nedir? İşte 11 maddede özellikleri

Erdoğan darbe teşebbüslerinin hepsinden haberdardı

Tayyip Erdoğan’ın bulunduğu bir mecliste 2001 yılında Hüseyin Çelik İsmet Berkan’a, “Asker bize iktidarı verir mi?” diye sorar. Berkan tedirgin olur, zira Erdoğan da dikkat kesilmiştir sorunun cevabına. “Herkes dönüp bana bakıyor. Sanki ben ne dersem o olacakmış gibi.” diyor Berkan. AK Parti yönetimi iktidara gelir gelmez çeşitli müdahalelere muhatap olur ama bunlarla ilgili bir şey yapmaz ve iş mahkemelere kalır. İsmet Berkan bu durumu şöyle anlatıyor: “İdareye, yani hükümete düşen görevler vardı. Erdoğan’ın Balyoz’dan haberdar olduğunu biliyorduk ama bu denli olduğunu bilmiyorduk. Geçenlerde ‘Bir de o CD’ler var, onları dinleseydiniz.’ dedi. Konuşmasından anladığım, Erdoğan o ses kayıtlarının tamamını Mart 2003’ten sonra başbakan sıfatıyla dinlemiş. Zaten pek çok kaynak da söylüyor bunlar şu tarihte başbakana gitti diye. Peki, ne yapıldı? Bütün bu belgeler, bilgiler bavul içinde bir gazeteciye ulaşmasa, o da toplayıp savcılığa teslim etmeseydi ne olacaktı? Başbakan, emrindeki soruşturma kurumunu çalıştırdı mı? O CD’leri alıp savcılığa gönderdi mi? Hiçbiri olmadı.” (2011-Aksiyon)

Aydınlatılması için bir girişimde bulunmadığı darbe teşebbüsleri ile ilgili davalar Erdoğan’ın siyasi gücünü sağlamlaştırırken, aynı Erdoğan ilerleyen yıllarda bu darbe davalarının ‘millî orduya kumpas’ olduğunu ileri sürerek devlet içinde yaptığı büyük tasfiye ile yine siyasi gücünü pekiştirmenin yolunu bulacaktır.

İlgili Makale: Türkiye’de Hukukun Nasıl İşlediğini Gösteren 11 Olay

Gül, Arınç ve Çelik (hatta Davutoğlu) Erdoğan’ın karşısında

GÜL’ÜN CUMHURBAŞKANI OLMASINI İSTEMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye bahsi sırasında durduk yerde 1 Mart Tezkeresi’ne taş koyanları gündeme getirmesi, çalışma tarzı ve bunun eskiliği hakkında fikir verebilir belki. Gül, Arınç ve Çelik (hatta Davutoğlu) o krizde Erdoğan’ın karşısında yer aldılar ve Erdoğan bunu 12 yıl sonra kamuoyunun gündemine getiriyor. Bu, Erdoğan’ın kriz ve anlaşmazlık yaşadığı kişi ve gruplarla ilgili uygun bir zemin ve zaman planlaması yapabildiğini, mim koyduğu isimlerle uzun yıllar çalışabildiğini gösteriyor. Erbakan, Gülen Hareketi, Gül ve Arınç’la kopuş örneklerinde görüldüğü gibi, kamuoyuna ‘abilik ve kardeşlik hukuku’ yansıtılırken alttan alta tasfiye süreçleri yürürlüğe girecektir. Tasfiyeye maruz kalan taraf ses çıkartmaya karar verinceye kadar, atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor. Parti dışı muhalif potansiyeli yok etmek için devrede olan sıkı stratejiler ve matematiksel hesapların  parti içi muhalefet için de baştan beri söz konusu olduğu söylenebilir.

Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemek istedi

Ahmet Sever’in “Abdullah Gül’le Geçen 12 Yıl” kitabında Gül’ün Erdoğan’la AK Parti’nin kuruluşundan bugüne kadar aslında bazı derin ihtilaflar içinde olduğunu aktarıyor. 1 Mart’ı da,  2007’de Erdoğan’ın Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına karşı olduğu ve engellemek için birtakım girişimlerde bulunduğu ayrıntısıyla anlatıyor. Sever’in kitabında anlattıklarına bakılırsa, Gül, Erdoğan’a rağmen cumhurbaşkanı olmuştur. Yine kitaba göre Erdoğan 2012’de Abdullah Gül’ün yeniden cumhurbaşkanlığına aday olma ihtimaline karşı bir yasa çıkartmış ve bu yasa daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Gül, 17 Aralık’ta yolsuzlukla suçlanan 4 bakanın Yüce Divan’a gitmesi taraftarıdır. Gül katıldığı bir TV programında Ahmet Sever’in yazdığı kitabın ‘yanlışlar içermediğini’ söyleyerek anlatılanları doğrulayacaktır.

AK Parti ‘iç tasfiyesi’nin tarihi 2007’dir

Yılmaz Karakoyunlu ve Ahmet Sever’in anlatımlarına bakılırsa, AK Parti ‘iç tasfiyesi’nin tarihi 2007’dir. Görünen o ki Ergenekon ve Balyoz gibi büyük siyasi davalar kadar Gül’ün cumhurbaşkanlığı da bu durumu geciktirmiştir.

Uzun yıllar Hürriyet’in Ankara temsilciliğini ve sonra da yayın yönetmenliğini yapan Enis Berberoğlu o yılların yakın tanığı olarak, Gülen Hareketi’nin Gül’ün cumhurbaşkanı olmasına verdiği destekten dolayı Erdoğan tarafından üstünün çizildiğini anlatıyor. “Orada başka bir çatlak doğdu. O tarihte hükümetin vasıflı insan kaynağı diyebileceğimiz Cemaat’in Abdullah Gül’ün yanında yer aldığını ben teşhis ettim. Gözlem. Bu da dikkatle not edildi bir tarafa. Yani demek ki kırılma noktasında sadakat kime konusunda şüphe belirdi. Benim gördüğüm, AKP ile Cemaat arasındaki ipler 2007’den itibaren gerilmeye başladı. Ama zoraki bir birliktelik vardı. Biraz işte Ergenekon-Balyoz süreçleri sebebiyle, biraz onların kendilerine Cemaat kadar iyi ve vasıflı bir iş gücü bulamamasından…”

Gülen Hareketi ile arası nasıl açıldı?

İlk 10 yılının en zor zamanlarında birçok riski göğüsleyerek askerî vesayetin geriletilmesi süreçlerinde AK Parti’nin yanında olan, Abant Toplantıları üzerinden AB vizyonunun gerçekleşmesi arzusunu yansıtan Gülen Hareketi, 2011 sonrasında tasfiye edilecek grup olarak işaretlenmiştir. Davalar üzerinden üretilen ve siyasi iktidarın çoğalttığı algılara ilişkin zamanında karşı koyamamasının getirdiği kolaylaştırıcılık ile Cumhuriyet tarihinde az görülecek türden bir linçe mazur kalacaktır Gülen Hareketi.

İlgili Makale: Paralel yapı nedir? 11 maddede Vikipedi ve Ekşi’den daha fazlasıyla paralel icraatler

Ak Parti kurucu üyeleri silindi

Erdoğan’a yakın medyaya bakılırsa -ki Türkiye’de başka bir medya bırakılmamış gibidir- geçmiş 13 yıl içinde Erdoğan’dan başka AK Partili siyasi figür yok gibidir. Bülent Arınç ve Gül gibi kurucu üç isimden ikisi bile Erdoğan’ın iş verdiği ama artık emekliliği gelmiş kişiler olarak lanse edilecektir. Tıpkı tarihteki tüm ‘tek adam’lık inşalarında olduğu gibi. Emil Michel Cioran, “Tarih ve Ütopya” kitabında arkadaşların gönderilmesi durumu üzerinde duruyor: “Sınırlarımız, kusurlarımız ve meziyetlerimizi hiçbir yanılsamaya kapılamayacak kadar iyi bilmektedirler. (Arkadaşlık bundan ibarettir.) Üstelik kamuoyunun dünden razı olduğu ilahlık mertebesine terfi etmemize düşmandırlar.” Öteden beri içli dışlı olunanlara, dikilmekte olan ‘heykel’in en beter düşmanları olarak işaret konulur Cioran’a göre.

Hüseyin Çelik nasıl tasfiye edildi?

Ahmet Hakan’a konuşan Hüseyin Çelik, AK Parti’deki durumu Kemalistlerin tarih okumasına benzeterek AK Parti’nin nasıl tasfiye edildiğini anlatıyor: “Ben parti kurulmadan önce partinin programını yazmak üzere görevlendirilen 11 kişiden biriyim. Üzülerek görüyorum ki: Bu 11 kişiden biri hariç hiçbiri şu anda partide karar alma mercilerinde değil. Çoğunluğu ise partiden ya kopmuş veya koparılmış durumdadır. Arkadaşların hepsi armudun sapı, üzümün çöpü gibi bahanelerle bir şekilde partiden kopmuş ya da koparılmıştır. AK Parti denince akla ilk gelen 50 ismin yüzde 98’i mekanizmanın dışındaysa bu kimin suçudur? Tüm bu insanlara ‘hain’, ‘davaya ihanet etti’ muamelesi mi yapacaksınız? Daha önce katıldığım bir TV programında ‘Tayyip Bey bu hareketin lideri olarak Everest tepesidir. Fakat Everest tepesi, oradaki duruşunu ve varlığını Himalayalar’a borçludur. Himalayalar olmazsa Everest diye bir şey olmaz’ dedim. Bazı arkadaşlarımız bunu bile mesele yaptılar. Biz Kemalistlere neden kızıyoruz? Bütün bir milletin iman ve haysiyet mücadelesi olan Millî Mücadele’yi sadece bir kişiye izafe ettikleri için değil mi? Şimdi biz de Kemalistlerin düştüğü hataya düşmüyor muyuz?”

3 dönem kuralı kalktı ama onlar dışarıda kaldı

AK Parti’nin kurucu önemli isimleri AK Parti tüzüğündeki üç dönem düzenlemesi nedeniyle 7 Haziran seçimlerine giremediler, sonrasında tüzük kaldırıldıysa da geriye çok azı dönebildi. Bu durumla ilgili Metropol Araştırma Şirketi Başkanı Özer Sencar’ın yorumu ‘satranç’ oluyor. “Tayyip Bey, daha başlangıçta, ‘Bir süre sonra bunları ben kendi elimle dışarı atamam. Bunlar yaşlı, kıdemli, şöhretli adamlardır. Tüzüğe öyle bir kural koyayım ki sorunsuz ayrılsınlar’ diye düşündüyse müthiş zekice bir operasyon. Ben, Tayyip Bey’in o günden dişli alternatifleri yok etmenin en kibar yolunun bu olduğunu gördüğünü düşünüyorum.

-13 yıl iktidarda kalabileceğini öngörebilir mi?

Görebilir. Tayyip Bey bugünkü başkanlığını öngören, tasarlayan, dizayn eden biri. Şimdi ‘Ben yapmadım, tüzük böyle yaptı’ diyor. Gerçekten bunu düşünerek yaptıysa bu iyi bir satranç oyunculuğunu gösterir.”

Büyük tasfiyeler için Gezi başlangıç oldu, iç düşmanlar üretildi

Eğer büsbütün AK Parti’nin tasfiyesinden söz etmek gerekecekse bunun tarihini 2013 Gezi olayları ile başlatmak doğru olabilir. AK Parti ve Erdoğan siyasetinde iç ve dış düşmanlar söyleminin bu açıklıkla dolaşıma girmesinin tarihi 2013 oldu. Dış düşmanların sayısı her geçen gün artarken iç düşmanların sayısı da arttı. Ta ki Abdullah Gül ve Bülent Arınç gibi kurucu isimler de zamanla ‘iç düşman’ olarak kodlandı. İtirazları bastırıldı, ‘yasalar onaylatıldı’, yer yer otoriterleşmenin ortağı kılındı. Gezi olaylarından sonra “Erdoğan’ı yedirtmeyiz” söylemi etrafında bir birlik ve bütünlük hâli ortaya konurken farklı fikirler bastırıldı, daha da açıkçası AK Parti kadroları ve siyaseti tasfiye edildi.

Liberal ve islamcılar kapının önüne kondu

2013’ten bu yana ‘baskı rejimi’ durumu açık ve net olduğu hâlde Erdoğan’ın yanında yer alan liberal ve İslamcı isimler bir bir kapının önüne kondu. Gülay Göktürk ve Etyen Mahçupyan Erdoğan’a yakın yayın politikasıyla bilinen Akşam Gazetesi’den kovuldular. Hatta Mahçupyan ‘faiz lobisi’ ilan edildi. Hakan Albayrak, Erdoğan’ı ‘Reis’ diyerek yere göğe sığdıramazken, kurduğu Diriliş Postası’nda önce ambargoyla karşılaştı, sonra da kendini kapının önünde buldu. “Herkesi paralel, hain ve İngiliz casusu ilan edenler Erdoğan’ı Bağdadi Grubu (İŞİD) mantığıyla savunuyor!” diye yazan Hakan Albayrak, Erdoğan’ın bu kişilere niye kükremediğini sorguladı. “AK Parti’nin önde gelen gazetecileri kimlerdir?” diye sorulsa bir çırpıda sayılacak isimlerden Mustafa Karaalioğlu, Mehmet Ocaktan ve Yusuf Ziya Cömert 2014 sonbaharında bulundukları tepe yöneticilik koltuklarından bir çırpıda atılmışlardı. Muhafazakâr kesimin önde gelen gazetecisi Fehmi Koru 2016 Türkiye’sine işinden kovulmuş bir gazeteci olarak girdi.

Eski belgelerle Süleyman Seyfi Öğün hedefte

2013’te Erdoğan’ın dile getirdiği söylem ortada ve sorunlu iken Süleyman Seyfi Öğün o söylem paketini yaygınlaştıran isimlerden biri oldu. Son zamanlarda bazı satır arası eleştiriler getirmekteydi sadece. Ahmet Davutoğlu’na başdanışman olduktan sonra özellikle Erdoğan’a yakın isimler tarafından hedefe kondu ve 28 Şubat’ta bir başörtülü öğrencinin sınıftan atılmasını onayladığını gösteren bir belge dolaşıma girdi. “Erdoğan’ı yedirtmeyiz” korosuna şu veya bu nedenle katılmış isimler dahi bugünlerde hedef olmaktan kurtulamıyor. Bu hâlihazırda iktidarın yanında olan kişiler için de geçerli.

Eleştiri getiren Yusuf Kaplan’a linç

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut’u kastederek “Jöleli, ordu tarafından dayatıldı, Erdoğan’ın beli büküldü.” dedi. Kaplan, dış politikanın iflas ettiğini ve memleketin batırıldığını da söyledi. AK Parti’ye desteği açık olanların açıktan hedef olması kafaları büsbütün karıştıran hususlardan biri.

Murat Belge, Cengiz Çandar hedefte

Sadece AK Parti’yi temsil eden çekirdek değil, belki de AK Parti’nin başarılı olmasında en önemli katkıları sunmuş liberal ve özgürlükçü isimler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler de bir ‘terör suçlusu’ muamelesi görüyor AK Parti iktidarının bu döneminde. Erdoğan’ın bir zamanlar abi dediği Hasan Cemal’in Erdoğan’a hakaretten dolayı mahkeme önlerindeki fotoğrafları yansıyor gazetelere. Ahmet Davutoğlu’nun ve ekibinin yan yana poz vermekten haz duyduğu Cengiz Çandar ‘kamusal alan’a sokulmuyor, linç ediliyor. Murat Belge her gün hedefte.

Sedat Laçiner, Ekrem Dumanlı’ya hapisli günler

Zaman Gazetesi’nin eski yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı tıpkı bir zamanlar Erdoğan’ın yakınında bulunmuş, onun dış seyahatlerini izlemiş onlarca gazeteci ve yazar gibi artık bir terör zanlısı! Sedat Laçiner yakın bir zamana kadar Star yazarı ve bir rektör iken, bugün onun iki polis arasında götürülürkenki fotoğraflarına alıştırılıyoruz. İktidar medyası Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’i ‘hapisli günler’le müjdeliyor.

Hamamönü Hareketi nedir?

HAMAMÖNÜ HAREKETİ’NİN GECİKMİŞ HAREKETLİLİĞİ

Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Nihat Ergün ve Sadullah Ergin’in gidişatla ilgili bir rahatsızlıkları olduğu biliniyor ve gözleniyordu ama Hamamönü Hareketi diye isimlendirilen son çıkışlarına kadar, sözleri hiç bu kadar yankılanmamıştı. AK Parti cenahında giderek yükselen bu kaygı AK Parti’yi var eden siyasetin –ve bu arada kendilerinin– büsbütün tasfiye ediliyor olduğunu anlamalarından kaynaklanıyor. Büyük ölçüde siyasi-mesleki hayatlarını ve varlıklarını sadece Erdoğan’a borçlu ve sadece ona sadakat duygusuyla bağlı olan isimler dışında herkes büyük tasfiye ile karşı karşıya. Davutoğlu’nun da Gül-Arınç-Çelik-Ergin ekibine paralel düşmesinin bir sebebi de AK Parti’nin kurumsal kimliği ile ilgili hepsinin ortak kaygıyı taşıyor olmaları herhâlde. Bir taraf, AK Parti’nin kurumsal kimliğine yönelik en büyük tehdidin Erdoğan’dan geldiğini, Erdoğan da kendisi için en büyük risk kaynağının AK Parti olduğunu düşünüyor. Fahri Başdanışman Etyen Mahçupyan ile Başdanışman Yiğit Bulut arasındaki keskin tartışmada Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki soğuk rüzgârların etkili olduğu söyleniyor. Doğu Perinçek’in ‘en mutlu kişi’ olduğu Yeni Türkiye’de AK Parti kurucularının mutsuzluğu şaşırtıcı olmamalı; bunu açıklamakta bir hayli geç kalsalar bile.

İlgili Makale: AK Parti içindeki muhalifleri anlamanızı sağlayacak 11 not

Abdullah Gül’ün Ankara’da, önce Erdoğan sonra da Arınç ve arkadaşlarıyla yaptığı görüşme trafiği sonrasında bir sessizlik olsa da taraflar pozisyonlarında bir değişiklik yapmış gözükmüyor. Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen isimlerin Gül ve Arınç ile ilgili ağır sözleri devam ediyor. Siyasi gözlemciler Gül ve Arınç’ın öncelikli tutumunun AK Parti’den kopmak değil, Erdoğan’ın ‘tek adam’lığına karşı AK Parti kurumsal kimliğini güçlendirmek ve 2002 fabrika ayarlarına dönmek olduğunu dillendiriyor. Zira büsbütün AK Parti’den uzaklaştırılmaları muhtemel.

Abdullah Gül ve Yaşar Yakış isimlerinin AK Parti kurucu listesinden silinmesi bunun habercisi olabilir. AK Parti’nin kurucu büyüklerinin büyük ölçüde tasfiye edildiği görüntüsünün netlik kazanmaya başlamasıyla gelen itirazlardan bir sonuç çıkar mı? AK Parti içi tarafların -buna Ahmet Davutoğlu’nun çok belirgin olmayan tavrı da dâhil- birbirlerine tanıdıkları kredilerin sonuna gelindiği söylenebilir. “Tamam, peki Tayyip Bey, sizin dediğiniz olsun” diyebilecek noktada değiller; zamanında dediklerinin Türkiye’yi ve bu arada kendilerini getirdiği yerin ‘felaket’ olduğunu tecrübe etmiş olmalılar. Türkiye’nin Millî Görüş çizgisinde yeni bir yenilikçi hareket tecrübesi yaşayıp yaşamayacağını önümüzdeki günler belirleyecek.

Ancak, AK Parti hareketinin önde gelen ve makul diye bilinen isimlerinin son 2-3 yılda kendi tutumlarının da etkisiyle karar alma mercilerinin dışına itilmeleri tek bir mesele değil. Türkiye, kurucuları oldukları AK Parti eliyle ülke tarihinin en büyük siyasi krizini yaşıyor; bir savaşın ve parçalanmanın eşiğinde. Ve bir çıkış yolu arayışı nedeniyle onların isimleri hep gündemde tutuluyor. AK Parti içinde zayıflatılmış olmalarına rağmen kurucu isimlerinin her konuşmasının olay olması da bununla ilgili. Siyasi birer mevta olmadıkları, konuşmalarının yaptığı yankıdan anlaşılabilir.

Hamamönü Hareketi’nin AK Parti’yi fabrika ayarlarına döndürüp döndürmeyeceği de yeni bir siyaset fabrikası kurup kurmayacağı da meçhul. Artık tartışma konusu olmaktan çıkan şeyi bir dönem AK Parti Bursa Milletvekilliği de yapan Yeni Şafak’ın eski yayın yönetmenlerinden Mehmet Ocaktan işaret ediyor:

“Tamam anladık, haysiyet cellatlığı yapmanın, sadece ifade özgürlüğü hakkını kullanan herkesi susturmak için parmak sallamanın, tehditler savurmanın getirisinin yüksek olduğu günlerde yaşıyoruz. Peki, inançlarımıza, ilkelerimize ne oldu? Düşlerimizi hepten mi yitirdik, dindar olmanın aynı zamanda vicdanlı olmayı gerektirdiğine inanmaktan tümden mi vazgeçtik?”
Sahi..

Yazar hakkında

mm

Muhsin Öztürk

Gazeteci, Yazar / Bumerang 2013, Efsane Tarih, 27 Mayıs Devleti 1960-2011, Adı Konulmamış Darbe 93, 27 Nisan Öncesi ve Sonrası Siyasi Röportajlar kitaplarının yazarıdır. Kitapları için: http://www.kitapyurdu.com/yazar/muhsin-ozturk/48942.html

Yorum yaz